Savunulmazı savunmak

jerusalem post_adnan_oktar_defense_of_the_indefensible_3

Propaganda, toplumları alışılmayacak olana alıştırma siyasetidir. En yoğun kullanıldığı dönem II. Dünya Savaşı olmuştur. Propagandanın gücünün farkında olan Hitler, kurduğu propaganda bakanlığı sayesinde güçlü ve sevecen lider imajını tüm Almanlar arasında yaygınlaştırmıştır. Alman halkının büyük bölümü, asla rıza göstermeyecekleri katliamlara alışır hale gelmiştir.

Stalin döneminde Ukrayna’da yaşanan öldürücü kıtlığı, Sovyetler’in başka hiçbir şehri bilmemiştir. 1968’de Çekoslovakya, Sovyet tankları tarafından işgal edilirken, evlerinde oturan Ruslar, Çeklerin Sovyet askerlerini ellerinde bayraklar sallayarak karşıladıklarını sanmışlardır.

Günümüzde propaganda, çeşitli psikoloji yöntemlerinin de kullanılması ile bilinçaltı kurgulama halini almış durumda. Buna göre topluma empoze edilmek istenen absürt ya da gayri ahlaki bir şey, hafifletilerek, masumlaştırılarak, makulleştirilerek verilebiliyor. Kullanılan yöntemler ise çok çeşitli; medya başta olmak üzere görsel dünyanın tüm imkanları kullanılıyor. Kişi, hedeflenen konuya hayatının her anında çeşitli şekillerde karşılaşabiliyor. Reklamlar, filmler, sokaktaki panolar, sosyal medya paylaşımları bu amaca hizmet ediyor.

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir terim bu konuya önemli bir örnek. Terminoloji de kullanılan ismi, ikincil zarar (collateral damage). Bombardımanlar sırasında katledilen binlerce masum sivili tanımlamak için ortaya atılmış bir kavram. Daha doğrusu, yapılan rastgele, kontrolsüz ve duygusuz katliamları hafifleştirmek, masumlaştırmak için uydurulan bir başlık.

Böyle bir başlık bilimsel terminolojide yerini aldığında, garip bir şekilde legalleşti. Nitekim “collateral damage” ifadesinin anlamını okuduğunuz her yerde, bunun “legal” bir eylem olduğu ısrarla vurgulanır. Bir başka deyişle, hiçbir suçu olmayan bir sivil, bombardıman uçaklarıyla katledilebilmekte, bunun hesabı sorulamamakta, katledilen insanlar, gün geçtikçe yükselen istatistiklerdeki yerlerini almaktadırlar. Sormak gerekir; acaba bu terimi legal statüsüne alan kişiler, kendi eşlerinin veya çocuklarının aynı duruma düşmesine razı olurlar mıydı?

Iraq Body Count Project’in yaptığı araştırmalara göre, Mart 2003 ile Mart 2017 arasında sadece Irak’ta, atılan bombalar ve drone saldırıları sonucunda yaşamını yitiren sivil sayısı 192.730. Iraq Body Count Project’in 20 Mart 2003 ile 14 Mart 2013 tarihleri arasında belirlediği veriler ise ürkütücü sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bu tarihler arasında Irak’ta gerçekleşen kayıplarının sayısı 174.000. Bunların 39.900’ünü savaşçılar oluşturuyor. Dolayısıyla ortaya çıkan manzaraya göre sivil kayıpların oranı %77.

Suriye’de ise Mart 2011’de başlayan iç savaş sonucunda, Syrian Centre for Policy Research araştırmasına göre toplam 470.000 kişi yaşamını yitirdi. Syrian Martyrs verilerine göre bu sayının 151.888’ini siviller oluşturuyor. Syrian Martyrs verilerinin BM oranlarından daha fazla olmasının sebebi ise, verilen kayıpları bölgede tespit etmeleri ve isimsiz kayıpları da kayda geçirmeleri. Dolayısıyla bu verileri dikkate almak daha gerçekçi görünüyor.

Syrian Observatory for Human Rights’ın Mart 2017’de yayınladığı rapora göre ise, çatışmalar sırasında can veren çocukların sayısı 17.411; kadınlar ise 10.847.

Elbette çatışma bölgeleri Irak ve Suriye ile sınırlı değil. Pakistan, Afganistan, Yemen, Libya, Somali ve dünyanın daha pek çok bölgesi sivil kayıpların yaşandığı korkunç manzaralarla yüz yüze. Katledilen binlerce masum insan, araştırma kurumlarının verilerinde bir figür sadece.

Musul’da geçtiğimiz hafta gerçekleşen operasyonlar, sivil kayıpların 200’ü aşması sonucunda durduruldu. ABD’nin Irak’taki en yetkili generalinin “Musul’daki sivil kayıplarda muhtemelen sorumluğumuz var” açıklaması belki de bu konuda üzerinde düşünülmesi gereken bir itiraf. Görünen o ki, terminolojideki terimlerde değil, sistemin kendisinde sorun var.

George Orwell, 1946’da yazdığı bir makalesinde, “politik üslubun, genellikle savunulmaz şeyleri savunmak” amacını taşıdığını belirtmiş ve “bu nedenle politik dilin örtmece, varsayılan iddiayı gerçekmiş gibi kabul etme ve şüpheli bir müphemliğe doğru yoldan sapma içermesi gerektiğini” söylemiştir. Orwell’in burada yaptığı tanım, şu anda sadece bir tabir olarak kalmamakta, son yıllarda gerçekleşen ölümleri “aklamak” için kullanılmaktadır. Collateral damage terimi, buradan hareketle ilk defa George W. Bush tarafından literatüre girmiştir ve o gün bu gündür ölen siviller, bazıları için savaştan “doğal olarak” zarar gören istatistiklerdir.

Bizim için ise öyle değil!

Collateral damage listesine giren her bir insanın bir kaderi, ailesi, sevdikleri, planları, bir yaşamı var. Onların yaşama hakkını hiçbir gerekçe ile hiç kimsenin almaya hakkı yok. Bunu, savaşların ikincil zararı diyerek basitleştirmeye çalışmak, bundan sorumlu olanların içini ne kadar rahatlatıyordur şüpheli. Eğer rahatlatıyorsa, ya insanlıkta ya da bu insanların vicdanlarında büyük sorunlar var demektir.

Savaş, hiçbir şartta insanlığın değerleri ile uyuşan bir kavram değildir. Bazı diyalektik materyalistlerin iddialarının aksine gerekli veya ilerletici de değildir. Savaş sadece yıkımdır; insanlığı, vicdanı, güzelliği, sevgiyi, yaşama sevincini öldürür. Yoksulluk, kıtlık, korku, endişe, felaket getirir. Kin ve nefret insanları meydana getirir. İnsan ruhu, savaşa uygun yaratılmamıştır.

Dolayısıyla savaşın korkunç etkilerini hafifletecek terminoloji uydurmaktan ziyade, savaşın mantıksız ve haksız bir kavram olduğuna inanmak gerekmektedir. İnsanları değiştirmek ve şiddeti durdurmak için mantıklı ve kesinlikle bombalardan daha etkili yollar vardır. Her kim ve ne olursa olsun insan beyni, doğrulara direnemeyecek şekilde yaratılmıştır. Bunun için doğruları ona bilimsel olarak göstermek yeterlidir. Ülkeler eğer gerçekten barış istiyorlarsa, barış, işte bu aşamada başlar.

Kaynak:

“Documented civilian deaths from violence”, Iraq Body Count database, Retrieved 9 January 2015, https://www.iraqbodycount.org/database/.
“The War in Iraq: 10 years and counting”, Iraq Body Count, Retrieved 13 July 2014, https://www.iraqbodycount.org/analysis/numbers/ten-years/
Priyanka Boghani, “A Staggering New Death Toll for Syria’s War — 470,000”, PBSonline, Feb 11, 2016, http://www.pbs.org/wgbh/frontline/article/a-staggering-new-death-toll-for-syrias-war-470000/
“About 465 thousand persons were killed in 6 years of the Syrian revolution and more than 14 million were wounded and displaced”, Syrian Observatory for Human Rights, http://www.syriahr.com/en/?p=62760
William Zinsser, On Writing Well, 2016, p. 14

 

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/245914/Savunulmazi-savunmak

 

Adnan Oktar’ın The Jerusalem Post & Riyadh Vision’da yayınlanan makalesi:

http://www.jpost.com/Opinion/Defense-of-the-indefensible-486513

http://www.riyadhvision.com.sa/2017/04/18/defense-of-the-indefensible/