Referandum Değerlerlendirmesi

geopolitica adnan_oktar_referendum_evaluation

Türkiye, 16 Nisan günü yapılan referandumla, yeni yönetim sistemi içeren anayasa değişikliğine karar vermek için sandık başına gitti. Katılımın, % 85 gibi yüksek bir orana ulaştığı bu seçimde, “evet” oyları sandıklardan % 51,4 oranında çıktı ve “Partili Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” de böylece kabul edilmiş oldu.

Seçimlere katılım oranları elbette demokratik açıdan ve halkın büyük kesiminin görüşlerini dile getirebilmesi açısında fevkalade önemli. Türkiye bu konuda dünyada ilk sıralarda olan ülkelerden biri. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Desteği Enstitüsü tarafından 1945-2001 yıllarını kapsayan milletvekili seçimlerine katılım oranları ortalaması araştırmasında Türkiye, %81,3 katılım oranıyla dünya sıralamasında 44. sırada yer aldı.[i] Washington merkezli Pew araştırma firmasının 2011 yılına ait seçimlere katılma oranlarında ise Türkiye, OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldı.[ii]

Seçimlere katılım oranları Batılı birçok ülkede ise bir hayli düşük. Örneğin, Donald Trump’ın başkanlığa seçildiği son Amerikan seçimlerine katılım %54,9 olarak gerçekleşti. Avrupa’da da birçok seçime katılımın az olduğu biliniyor. 2014 yılında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım %43 seviyesinde kalmıştı. Almanya’da Angela Merkel’in kazandığı seçimlerde katılım %73 iken, 2011 yılında İngiltere’de yapılan seçimlere katılım %41 oranında kalmıştı. Bununla birlikte, İngiltere’deki Brexit referandumuna katılım % 72,2 olarak gerçekleşirken, İskoçya’nın bağımsızlık referandumuna katılım oranı da Türkiye’deki son referanduma yakın bir rakam olarak %84,59 olarak saptanmıştı. 2016 yılında Hollanda’da yapılan ve AB ile Ukrayna arasında imzalanan ticaret anlaşmasın iptal edilmesi kararının çıktığı referandumda ise sadece %32’lik bir katılım gerçekleşmişti.

Dolayısıyla, seçimlere katılım oranları baz alındığında, Türkiye’de halkın iradesinin güçlü bir şekilde doğrudan doğruya sandığa yansıdığı görülmekte…

Referandumlar, doğası gereği farklı görüş ve farklı bakış açılarının sonucunda birçok teknik detayın ele alındığı, birçok noktanın uzun uzadıya incelendiği ve nihayetinde vicdani değerlendirmelerin sandığa yansıtıldığı demokratik seçimlerdir.

Bu şekildeki “önemli karar” seçimlerinde, birçok kişinin farklı oy kullansa da çok fazla ortak değerlere sahip olduğu, ortak ülküler içinde olunsa dahi farklı seçimler yapabildiği bilinmektedir. Yani, iki seçeneği olan bu tip seçimlerde, evet veya hayır diyen seçmenlerin, aslında ülkeleri için en iyiyi seçme gibi çok önemli ortak ülkü ve idealleri bulunmaktadır. Sonuçta seçimin sonucunu, %50’nin üzerine verilecek sadece bir kişinin oyu dahi belirleyecek olsa da burada ülkenin ayrışması, bölünmesi gibi bir durum söz konusu olmayacaktır.

Diğer taraftan, doğrudan demokrasinin hayat bulduğu referandumlarda sandıktan çıkan sonuçlara herkesin saygı göstermesi de çok önemlidir. Yine örneklere baktığımızda; Birleşik Krallık’ta 2016 yılında gerçekleştirilen ve Avrupa Birliği’nden çıkmanın veya kalmanın oylandığı, belki de dünya tarihindeki en önemli referandumlar içinde yer alacak seçimde çok küçük oy farklarıyla ayrılık kararı sonucuna varılmıştır. Sadece %51,89’luk ayrılma kararı yeterli olmuştur. 34 milyon Birleşik Krallık vatandaşının oy kullandığı referandumda 17.4 milyon kişi ayrılma yönünde, 16.141 milyon kişi de AB’de kalma yönünde oy kullanmıştır. Avrupa ve Amerika’da yapılan tüm referandum ve seçimlerde olduğu gibi demokrasi işletilmiş, bu karar da belirli aşamalardan sonra yürürlüğe girmiştir. Farklı oy kullanan İngiliz vatandaşlarının tamamı da Birleşik Krallık’ın geleceğinin daha iyi olması için farklı oy kullanmıştır. Sonuç olarak bu alınan karar, İngiliz halkının kendi içinde kutuplaşmasına, toplumun ayrışmasına sebebiyet vermemiştir. Avrupa’daki diğer referandum ve seçimler için de aynı durum söz konusudur.

Evet oyunu savunan Ak Parti ve MHP içinden de bir önceki seçimlerle kıyaslandığında %10’luk bir kesimin hayır oyu kullandığı da anlaşılmaktadır. Demek ki burada bir kutuplaşma değil, bu referanduma has olmak üzere bir görüş ayrılığının olduğu görülmektedir.

Türkiye’deki yeni yönetim sistemi için yapılan referandumda da, oylar farklı olsa da gerçekte temel bakış açısı, Ak Parti’de de, MHP’de de, CHP’de de aynı olmuştur. Bu bakış açısını ortak bir söylem olarak vermek istersek, “Türkiye’nin daha güçlü, daha demokratik, daha iyi bir sistemle yönetilmesi” şeklindedir. Bu üç büyük parti de Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü, vatandaşlarının en iyi, en özgür, en güzel şartlarda yaşamasını istemektedir.

Nitekim, referandum sonuçları açıklandığında Başbakan Binali Yıldırım tarafından yapılmış olan kucaklayıcı konuşma, tüm bu anlatıların teyidi şeklindedir. Sayın Yıldırım konuşmasında, “Farklı düşünce, çözüm önerilerimiz olacak ama sonuçta birlik ve beraberliğimizi gözümüz gibi koruyacağız. Demokrasinin güzelliği de budur. Farklı fikirlere sahip olmak hiçbir şekilde birbirine üstünlük sağlamak demek değildir. Meydanlarda farklı şeyler söyledik millete farklı şeyler anlattık. Ama son sözü millet söyledi evet dedi noktayı koydu. Halkın iradesi nasıl tecelli ederse o sonuç başımızın tacıdır dedik. Halkımız seçimini yapmış cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine olur vermiştir… Bu seçimden Türk demokrasisinin olgunluk düzeyini bütün dünyaya göstermiştir. Türkiye Cumhuriyetinin birinci derece eşit vatandaşlarıyız. Birlik ve bütünlüğümüzü, siyasi alandaki rekabet bozamayacaktır. Vatandaşlarımızın tercihi doğrultusunda geleceği güven içinde inşa edeceğiz. Bu halk oylamasının kaybedeni yoktur kazanan Türkiye ve aziz milletimdir”[iii] sözleriyle milletimizin birlik ve beraberliğini en güzel şekilde vurgulamıştır.

Siyasetçilerin tüm halkı kucaklayan, herkesi sevgiye çağıran açıklamalarının çok daha yoğun kullanılması ve çok sık tekrarlanması elbette en büyük temennimizdir. Sadece Türkiye için değil, seçimlerde çok yoğun tartışmaların yaşandığı, kimi zaman karşılıklı ağır sözlerin sarf edildiği ABD, Fransa gibi tüm demokratik ülkelerde de siyasette öncelikle “sevginin, şefkatin, anlayışın ve kucaklayıcılığın” ön planda tutulması tüm siyasetçi ve yöneticilerden başlıca isteğimizdir.


[i] http://www.dogrulukpayi.com/beyanat/559b784572bf6
[ii] http://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-secime-katilim-oraninda-2-sirada,3d3I7ZQzNE2eQNvL-LprhQ
[iii] http://www.milliyet.com.tr/basbakan-yildirim-in-balkon-siyaset-2433549/

http://www.harunyahya.org/

Adnan Oktar’ın Geopolitica’da yayınlanan makalesi:

https://www.geopolitica.ru/en/article/referendum-evaluation