Ne Olursa Olsun Adaleti Ayakta Tutmak

jerusalem post_adnan_oktar_being_just_at_all_costs

Her çocuk sevme iç güdüsü ile doğar. Küçük bir çocuk iki farklı ırk, etnisite, inanç arasında ayrım yapmayı ya da diğerlerine karşı nefret duymayı bilmez. Nefret genellikle deneyim yoluyla – bir insanın şahsına yönelik nefret göstermesi yoluyla- kişinin olgunlaşması ile birlikte öğretilen/öğrenilen karmaşık bir histir.

Sevgi duygusu ve sevginin özü insanlara Kutsal Kitaplar’da geçen hikmet dolu kıssalar vesilesiyle anlatılıp, aşılanır. Örneğin hem Tevrat hem de Kuran iki kardeş arasında geçen bir kavga ile ilgili çok önemli bir kıssa anlatır: Habil ve Kabil. Bu, tarihteki ilk kardeş kavgasıdır. Tevrat’taki bu kıssayı okuduğumuzda  tartışmaya söz konusu sorunu barışçıl bir iletişimle çözmeyi denemedikleri için meydana geldiğini ve cinayetle sonuçlandığını görürüz. Eğer barışçıl metotlar kullanmış olsalardı, sorun kolaylıkla çözülürdü.

Ne yazık ki, insanlar tarih boyunca benzer olaylarla karşılaşmışlardır. Günümüzde de Filistinli Araplar ve Museviler arasında yaşanan anlaşmazlıklarda olduğu gibi benzer tuzaklara düşmektedirler. Kutsal Mescidi Aksa bölgesinde Filistinli gençler ve İsrail polisi arasında yaşanan çatışma çok daha büyük ve çok daha ciddi bir durum haline geldi. İbadethanelerin, değil silahlı saldırılar, çatışmalar için asla kullanılmaması gerekirdi. Bir ibadethanenin içinde saldırgan faaliyetlerde bulunmak ahlaki olarak yanlış ve kesinlikle kabul edilemez.

Bu olayın bu kadar büyük bir gerilime neden olmasının sebeplerinden biri bazı provokatörlerin kutsal bölgeleri istismar etmelerinin artık alışılmış bir durum haline gelmesidir. Siyasi ve dini liderlerden bazıları ya da halk tarafından tanınan kişiler siyasi bir amaç doğrultusunda toplumun hassas noktalarını yönlendirebilirler. Bu kişiler tarafından kullanılan gerçek dışı ve provokatif konuşmalar – İsraillilerin Mescidi Aksa camisini yok etmeye gelecekleri gibi- kalabalıkları ve onların takipçilerini sokaklara dökerek toplu protestolara sebep olabilir. Mescidi Aksa camisini dini bir provokasyon için kullanmak hem akıl dışı hem de yakışıksızdır. Bu gibi pervasız ve mesnetsiz iddialar masum insanların kanlarının dökülmesi ile sonuçlandığı için aynı zamanda Allah katında ciddi bir suçtur.

Mescidi Aksa’ya -görünürde Müslümanları ve Musevileri korumak için koyulan- metal detektörler daha fazla şiddet ve protestolara yol açan bir girişim oldu. Çünkü aslında Filistinli ve İsrailli sivilleri tehlikeye atan politik bir manipülasyondu. Tüm bunların üzerine bir de 3. İntifada çağrısı yapılarak tansiyon arttırılmaya çalışılıyordu. Bu tip tahrik edici açıklamalar çözümden ziyade daha fazla sorun oluşmasına sebep oldu. Ne yazık ki birkaç Filistinli genç, masum insanları bıçaklayarak öldürme, otobüs duraklarına araba sürme veya arabalara taş atma gibi öfke ve şiddet dolu eylemler gerçekleştirdiler. Bu tip vahşi eylemler bölgede yaşayan tüm masum Müslümanları ve gayri-Müslimleri olumsuz yönde etkiledi. Sonuç olarak provokatörler bu barbarca yöntemleri uyguladığı müddetçe, bölge hiçbir Müslümanın yaşamak istemeyeceği bir yer haline gelecektir.

Yüzyüze geldiği herkesi kolaylıkla etkisi altına alabilen bağnaz zihniyetin önüne geçebilmek için Müslüman hükümetler, dini ve siyasi liderlerin üzerine düşen büyük bir sorumluluk var. Bu tehlikeli zihniyet bu insanları, hiçbir ayrım yapmadan önlerine gelen her Museviyi bıçaklamaya hazır hale getirebiliyor. Dolayısıyla hükümetlerin gençlere Musevi kardeşlerine karşı şefkatli, saygılı ve onlara sahip çıkan bir tavrın nasıl olması gerektiği yönünde eğitim vermeleri gerekir. İnternet ve televizyonlar üzerinden yapılan Musevi karşıtı yayınlara son verilmesi gerekir. Müslümanların ne olursa olsun adaleti ayakta tutmaları gerektiğini Allah Kuran’da şu şekilde bildirmiştir: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun…” (Nisa Suresi, 135) ve “… Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır…” (Maide Suresi, 8)

Olayların tırmanışa geçmesinin bir başka sebebi de basının haberleri çarpıtarak vermesinden kaynaklanmaktadır. Nefrete ve şiddete eğilimli sevgisiz insanlar taraflı haberler yayınlayarak çirkin eylemlerini bu yolla gerçekleştirirler. Allah iman edenleri böyle bir tehdite karşı hem Tevrat’ta hem de Kuran’da benzer şekilde uyarmaktadır:

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, [gazete, televizyon, internet] onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 6)

“Yalan haber taşımayacaksınız. Haksız yere tanıklık ederek kötü kişiye yan çıkmayacaksınız. Kötülük yapan kalabalığı izlemeyeceksiniz. Bir davada çoğunluktan yana konuşarak adaleti saptırmayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış, 23: 1-2)

Müslümanlarla Musevilerin arasını açmak için oynanan bu oyunlara karşı Müslümanların çok dikkatli olmaları gerekir. Kutsal Topraklardan samimi Müslümanlarla samimi Musevileri çıkarmak adına bu iki dindar topluluk arasına nifak sokmaya çalışanların tuzaklarına düşmemeleri gerekir.

Kışkırtıcı basın haberlerinden Türkiye de nasibini aldı. Mescidi Aksa olaylarını takiben İstanbul’da önce Neve Şalom, daha sonra da Türkiye’nin en eski sinagogu Balat – Ahrida Sinagogunda ardı ardına saldırılar gerçekleşti. Provokatörler şunu bilmelidir ki, ibadet yerlerine saldırmak kahramanlık değil ahlaksızlıktır. Kuran’a göre sinagoglar, kiliseler, camiler ve tüm kutsal mekanlar korunması gereken yerlerdir. (Hac Suresi, 40) Bu yüzden Musevi kardeşlerimize ait olan Neve Şalom gibi tüm Sinagoglar da korumamız altında olmalıdır.

İslam’da anlaşma esastır, tarafların arasını bularak çözüm üretmek esastır. Ancak, günümüzde bağnaz zihniyetteki Müslümanlar İslam adına hareket ettikleri iddiasıyla bunun tam aksini uygulamakta ve saldırgan yöntemler izlemektedirler. Bazıları cinayet işliyor, bazıları intihar bombacıları kullanıyor ve buna kutsal savaş diyorlar. Halbuki Allah katında büyük bir günaha giriyorlar. Birçok Müslüman bu yaptıklarının Kuran’a aykırı olduğunu bilmiyor. Sevginin yerini nefret, şefkatin yerinin öfke, kardeşliğin yerinin düşmanlık, sanatın, güzelliğin, kültürün yerini cehaletin aldığı sözde bir din ile bilgisizce aldatılıyorlar. Böyle insanların eline bıçak, silah verip başka inançlara sahip insanları öldürmeleri için provoke etmek çok kolay hale gelmiş oluyor. Radikallerin eylemlerini sadece lanetlemenin de onlar üzerinde hiçbir etkisi olmuyor. Asıl sorun bu insanların Kuran dışı, öfke dolu bir inançla beyinlerinin yıkanıyor olması. Çözüm ise, bu yalan, sahte öğretilere karşı sadece Kuran’a dayalı bir eğitim politikası izlenmesi.

Felaketlerin önlenmesi için yanlış inançlarının yerinin hakikatle ve doğrularıyla değiştirilmesi gerekmektedir. Müslüman ve Musevi kardeşlerimiz ancak bu şekilde kargaşa ortamından kurtulabilirler. Herkesin bu hayattaki gerçek amacını ve yaptıkları tüm eylemlerden sorumlu olduğu gerçeğini öğrenmesi gerekmektedir. Şiddet, kavga ve baskı ortamı asla mutluluk getirmez. Bilinmelidir ki, gerçek huzur ve mutluluk ancak herkese karşı adaletli, şefkatli, sevgi dolu ve fedakar yaklaşımla kazanılır. Allah’ın bizden istediği de budur.

http://www.harunyahya.org/

Adnan Oktar’ın The Jerusalem Post’da yayınlanan makalesi:

http://www.jpost.com/Opinion/Being-just-at-all-costs-500844