Kainat Yaratılmadan Önce Zer Aleminde Tüm Peygamberler ve İnsanlar Vardı

Bilimsellik adı altında uydurma delillerle evrim teorisini ayakta tutmaya çalışanların yanısıra, Kuran’da evrimden bahsedildiğini iddia eden bazı Müslümanlar da bulunmaktadır. Oysa ki, Kuran’ın hiç bir suresinde evrimden ve herhangi bir evrim sürecinden bahsedilmemektedir. Tam tersine bir anda yaratılışın olduğu en ince ayrıntısına kadar tarif edilmiştir. Cenab-ı Allah Kuran’da, Hz. Adem (as)’ı ateşte pişmiş gibi, şekillenmiş, kuru bir çamurdan-balçıktan yarattığını bildirmektedir:

Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (Hicr Suresi, 26)

Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.” (Hicr Suresi, 28)

İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. (Rahman Suresi, 14)

Ayetlerde insanın, Müslüman evrimcilerin iddia ettiği gibi “maymundan” veya bir başka canlı türünden değil, cansız bir madde olan çamurdan Allah’ın takdir ettiği biçimde herhangi bir evrimsel süreçten geçmeden yaratıldığı haber verilmektedir::

Ona ‘bir biçim verdiğimde’ ve ona Ruhum’dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın. (Hicr Suresi, 29)

Allah, ateşte pişmiş cansız çamuru (bir tür porselen heykeli) ”Ol” emriyle insana dönüştürmüş ve bu bedene de ruh üflemiştir. Burada hiçbir “evrim süreci” söz konusu olmadığı gibi bilakis, Allah’ın doğrudan bir anda yaratması vardır.

Kuran’da evrimin olduğunu iddia edenlerin yanılgılarını ortaya koyan bir başka gerçek ise, Allah’ın tüm insanları dünyadan önce zer aleminde var ettiği bilgisidir:

Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimiz’sin), şahid olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. (A’raf Suresi, 172)

Ayette dünyaya gönderilmeden önce Hz. Adem (as), ve soyunun (zürriyetlerinin) – yani tüm insanların- kendi nefislerine şahitlik etmek için yaratıldıkları ve aynı ortamda toplandıkları anlatılmaktadır. Yani tüm insanlık-insanoğlu bir anda, bir yerde, toplu olarak yaratılmıştır. Henüz dünyaya gelmemiş olan, gelmiş geçmiş tüm insanların toplandıkları bu yerin adı ise, Zer Alemidir. Zer aleminde tüm insanlık nefis (kişinin kendisi-beden-öz varlık) sahibi olarak Allah’ın huzurunda toplanmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır. Allah, huzurunda topladığı tüm insanlara bir soru sormuştur; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ve bu soruya yaşamış ve yaşayacak olan tüm insanlar; “Evet (Rabbimiz’sin), şahid olduk” diye cevap vermiştir. Zer aleminde kendilerine sorulan bu soruya cevap veren insanlar tüm uzuvlarıyla eksiksiz ve kusursuz bir şekilde vardırlar. Konuşmak için kusursuz işleyen bir dile ve onun vücuttaki tüm altyapısına, konuşma fiilinin gerçekleşmesi için ses teline ve uygun gırtlak yapısına, soruyu duymak için tam çalışan kulaklara, soruyu anlamak-yorumlamak ve cevap verebilmek için ise kusursuz bir beyne ve tüm fonksiyonlarıyla mükemmel çalışan bir bedene ihtiyaç vardır. Hem kendilerine, hem de Allah’ın tüm insanların Rabbi olduğuna şahitlik edebilmek için ise, kusursuz gören bir göze, açık bir şuura, bilince, muhakemeye, akla ve algıya sahip olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde şahitlik etmeleri mümkün değildir. İşte bu yüzden de ayette orada bulunan herkesin nefis sahibi olduklarına (kişinin kendisi-beden-öz varlık) özellikle dikkat çekilmiştir. Bu da insanın aşama aşama, evrimsel süreçlerden geçerek var olduğu iddiasını tamamen geçersiz kılmaktadır.

Zer aleminde yaratılan insanların anne-baba vesilesiyle dünyaya gönderilmeden önce beden, akıl ve ruh sahibi olarak kusursuz yaratıldıkları açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim ayetin sonundaki; (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir, ifadesinden de anlaşıldığı üzere, dünyaya gelen ilk insandan kıyamet gününe kadar yaşayacak olan tüm insanların  önce zer aleminde yaratıldıkları ve yine kıyamet günü hepsinin birden sahip oldukları kusursuz özellikleriyle aynı anda yeniden yaratılıp diriltilecekleri bildirilmiştir.

Bu konuyu açıklayan bir başka ayet ise Maide Suresi’ndedir:

Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir. (Maide Suresi, 7)

“”İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın”, ayetinde geçen ‘sizi’ ifadesi dil kurallarına göre ‘kişi zamiridir’. Bu nedenle de o anda orada bulunanların (kişi-zat) insan olduklarına hiç şüphe yoktur. Nitekim, işitmek için kulağa ihtiyaç olduğu gibi itaat etmek için de ruha, kalbe ve akla ihtiyaç vardır. Yani ayette, (kulağıyla) duyan, duyduğunu anlayan, aklıyla, kalbiyle, ruhuyla ve tüm bedeniyle Allah’a itaat ettiğini ikrar eden kusursuz bir varlık olan insandan bahsedildiği çok açıktır.

Yine ayetin, ‘sizi kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın’ ifadesinde de Allah’ın insanlardan söz aldığı ve bu sözün sorumluluğunun da yine orada bulunanlarda tüm insanlarda olduğu anlatılmaktadır. Sadece akıl, şuur ve ruh sahibi bir varlığın yani insanın söz vermesi ve bu sözünün de sorumluluğunu alması mümkün olabilir. Verdiği söz ile bağlayıcılık meydana getirmek yaratılan varlıklar içinde sadece insana has bir vasıftır. Ayetin devamında ise Allah insanların verdiği bu sözü unutmamalarını ve bu konuyu konuşarak anmalarını emretmektedir. Nitekim ayetteki ‘anın’ emri de unutmamak, hatırlamak ve konuşmak gibi fiilleri eksiksiz yerine getiren insanların varlığını göstermektedir.

Kuran’a göre insan, kainatın yaratılmasından önce yaratılmıştır. Yani, insan daha dünyaya gelmeden evvel nefsiyle-bedeniyle, kaşıyla-gözüyle, eliyle-koluyla, aklıyla-ruhuyla tam manada kusursuz bir şekilde bir anda yaratılmıştır. Dünyada aşama aşama gelişerek insan olması diye bir durum Kuran’a göre de bilimsel delillere göre de söz konusu değildir.

Kuran’da İnsanın İki Defa Yaratıldığı Ve İki Defa Öldürüldüğü Bildirilmiştir

Dediler ki: “Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?” (Mü’min Suresi, 11)

  • Buraya kadar izah ettiğimiz gibi insanların tümü önce zer aleminde yaratılmış, sonra Hz. Adem cennette yaşamış, sonra da dünyaya gönderilmiştir. Mümin Suresi’nin 11. ayetinde de “iki kere öldürdün iki kere dirilttin” ifadesiyle; Önce, insanın zer aleminde kendisini yaratan Allah’a söz verdikten sonra canının alınması,
  • Anne-baba vesilesiyle dünyada yaratılması (dirilmesi), ardından ömrünü tamamladıktan sonra da vefat etmesi ve ahirette tekrar diriltilmesi anlatılmaktadır.

Allah Zer Aleminde Tüm Peygamberlerden Hz. Mehdi (AS)’a Yardım Edeceklerine Dair Söz Almıştır

Henüz kainatın yaratılmadığı bir dönemde, Allah tüm insanlarla birlikte peygamberleri de yaratmıştır. Yani dünyaya gelmiş olan tüm kavimler, Hz. Adem (as)’dan Hz. Muhammed (sav) Efendimize kadar tüm peygamberler ve elçiler (resuller) dünyaya gönderilmeden önce zer aleminde aynı anda yaratılmışlardır.

Hani Allah peygamberlerden ‘kesin bir söz (misak)’ almıştı: “Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.” Demişti ki: “Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Onlar: “İkrar ettik” demişlerdi de “Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım” demişti. (Al-i İmran Suresi, 81)

Zer aleminde tüm insanlardan söz alan Cenab-ı Allah, bu ayete göre tüm peygamberlerden de kesin bir söz almıştır. Ayetin; “Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde”, ifadesiyle kitap ve hikmet verilen peygamberlere hitaben “kendilerine verileni doğrulayan, tasdik eden bir elçinin geleceği” bildirilmiştir. Gelecek olan bu elçinin ise kendisine gönderilen bir Kitabı olmadığı ancak diğer kitapları doğrulayacağı anlaşılmaktadır.

Son hak kitap olan Kuran-ı Kerim’e uyacak ve onunla hükmedecek bu zat, bir tebliğci ve hidayete vesile olan bir hidayet önderidir, yani Mehdi’dir. Ayetin, ‘ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız’ bölümünde geçen ‘ona’ ifadesi dil bilgisi kurallarına göre tekil şahsa yani bir kişiye işaret eder. Ayette geçen ‘O’ işaret zamiri kendisine kitap verilmeyen  ancak kendisinden önce gelen peygamberlerin kitaplarını yaşadığı yüzyılda doğrulayan, insanlara anlatan ve açıklayan Hz. Mehdi (as)’a işaret etmektedir. Yani tüm peygamberler Hz. Mehdi (as)’ın dünyaya gönderileceğine, hizmet ve faaliyetlerinin Kur’an’a tam uygun olacağına iman etmişler ve kendisine yardım edeceklerine dair Allah’a söz vermişlerdir.Zer aleminde tüm peygamberler Hz. Mehdi (as)’ı görmüş ve kendisine şahit olmuşlardır.

Ayetin, ‘Andolsun’ yemin ifadesiyle başlaması ise, Hz. Mehdi (as)’ın dünyaya gelişinin kesin olduğunun güçlü bir şekilde vurgulandığını göstermektedir.

Cenab-ı Allah peygamberlerden kesin bir söz aldığını bir başka ayette şu şekilde bildirilmiştir:

Hani Biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık. (Ahzab Suresi, 7)

Bu ayette Peygamber Efendimiz (sav)’in de gönderilecek olan bu kişiye yardım edeceğine dair söz verdiği bildirilmiştir. Dolayısıyla bazı kişilerin “ileride gelecek ve Peygamberlerin kendisine yardım edeceğine dair söz verdikleri zatın Peygamberimiz (sav)” olduğu iddiası geçersizdir. Nasıl ki Peygamberimiz (sav)’in varlığı bir hakikattır, verdiği sözü, yardımı ve bu sözüyle yardım ettiği Hz. Mehdi (as) da bir hakikattir.

Peki peygamberimiz (sav) bu yardımı nasıl yapmış ve yapmaktadır? Efendimiz (sav) Cebrail (as) vasıtasıyla kedisine gönderilen vahiyler sayesinde Hz. Mehdi (as)’ın ne zaman, nereye, nasıl geleceğini, faaliyetlerine nerede ve hangi şekilde başlayacağını, ne tür faaliyetler yapacağını, başına neler geleceğini, yaşadığı dönemde ne gibi doğa ve sosyal olaylar olacağını alametleriyle birlikte öğrenmiştir. Yine Cebrail (as) vesilesiyle Hz. Mehdi (as)’ın tüm fiziksel özelliklerini en ince ayrıntısına kadar görmüş ve hıfz etmiştir. Ayette “ağır bir sorumluluk gerektiren” diye bildirilen sözünü layıkıyla yerine getirmek için Cebrail (as)’dan aldığı bu bilgileri Müslümanlara aktarmıştır. Bu çok hayati bilgiler vahiy katipleri, Ehli beyt, tabiyyun ve tebe tabiyyun diye anılan dönemin Müslümanları vasıtasıyla gerek yazılı gerekse de hıfz edilerek sözlü olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu sayede ahir zaman Müslümanları Peygamber Efendimiz (sav)’in vesilesiyle Hz. Mehdi (as) hakkında son derece kapsamlı bilgi sahibi olmuşlardır.

Ahir zamanda Müslümanların büyük bir şevk ve heyecanla gerçekleştirdikleri ilmi ve fikri mücadelenin getirdiği başarının temelinde, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’averdiği sözün gereğini layıkıyla yerine getirmesi vardır. Bu nedenle, Peygamberimiz (sav)’in evlatlarından ve komutanlarından biri olan Hz. Mehdi (as)’ın dünya çapında kazanacağı zafer hiç şüphesiz ki Peygamberimiz (sav)’in zaferidir.

Kuran’da Peygamberlere Verdikleri Söze Bağlılıklarının Sorulacağı Bildirilmiştir 

Doğru olanlara (doğru olan peygamberlere) doğruluk (ve bağlılık)larını (sadakatlerini) (Allah’ın) sorması için. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 8)

Ayette, peygamberlere Allah’a karşı verdikleri sözün sorulacağı bildirilmiştir.

Tüm peygamberler Hz. Mehdi (as)’a yardım edeceklerine dair Allah’a verdikleri söze sadakat göstermiş ve gereğini yapmışladır. Örneğin; Peygamber Efendimiz (sav) Kuran’dan ayetler ve ilgili tüm hadisi şeriflerle Müslümanlara konuyu en iyi, en etkili şekilde anlatıp açıklamıştır. Bu sayede hem Hz. Mehdi (as)’a hem de ahir zamanda yaşayacak olan Müslümanlara yardım ederek yol göstermiştir.

Allah, Hz. İsa (as)’dan, Hz. Musa (as)’dan, Hz. Nuh (as) ve Hz. İbrahim (as)’dan Hz. Mehdi (as)’a yardım edeceklerine dair söz almıştır.

Nitekim, Hz. İsa (as) İncil’de geçen ahir zaman alametlerini gerek havarilerine gerekse tüm inananlara detaylarıyla aktarmıştır. Allah’ın izniyle bu yüzyılda yeniden zahir olacak ve –hadislerde bildirildiği üzere- Hz. Mehdi (as)’ın yardımcısı olarak görev yapacaktır.

Allah’a üç defa Mehdi olmak için dua eden Hz. Musa (as) da kendi kavmine tüm gücüyle Moşiyah’ı (Hz. Mehdi (as))’ı anlatmıştır. Moşiyah’ın (Hz. Mehdi (as)), dünya hâkimiyetinin nasıl olacağını en ince ayrıntısına kadar tarif etmiştir. Kutsal emanetleri Kutsal Sandıkta muhafaza ederek, emanetlerin asıl sahibi Hz. Mehdi (as) ‘a ulaşması için tüm tedbirleri en iyi şekilde almıştır.

Hz. Nuh (as),  Hz. İbrahim (as) ve diğer tüm peygamberler de kendi kavimlerine var güçleriyle Hz. Mehdi (as)’dan bahsetmişlerdir. Nitekim Hz. İbrahim (as), Hz. Mehdi (as)’ın Kuran’ın nuru ve güzel ahlakıyla dünyaya hakim olacağını bildiğinden sık sık dünya hakimiyetinden söz etmiştir.

Hz. Mehdi (as)’ı Zer Aleminde Ahit Veren Müminler Kabul Edip Kendisine Tabi Olacaklardır

Bir çok hadis-i şerifte ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ı kalp gözüyle fark edip kendisine tabi olacak genç talebelerden bahsedilmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri bu mübarek şahsa karşı çok derin bir sevgi besleyecekler ve kendisine büyük bir tutkuyla gönülden bağlanacaklardır. Hiç bir baskı veya zorlama kendilerini Hz. Mehdi (as)’ın yanından ayıramayacaktır. Allah’a ve Kur’an’a iman eden bu gençler küfrün ve münafıkların şiddetli saldırılarına rağmen var güçleriyle Hz. Mehdi (as)’ın yanında ilimle ve bilimle fikren mücadele edeceklerdir. Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri de zer aleminde dünyada son nefeslerini verinceye kadar Mehdi (as)’a yardım edeceklerine dair Allah’a söz vermişlerdir. Mehdi talebelerinin sadakatleri, gayretleri, fedakarlıkları ve vefaları da zer aleminde Allah’a verdikleri sözden kaynaklanmaktadır.

http://www.harunyahya.org/