Hanlar Hanı Cennet Mekan Abdülaziz Han

news rescue_adnan_oktar_the_ruler_of_rulers_sultan_abdulaziz_may_he_rest_in_peace

8 Şubat 1830…

Eyüp Sarayı’nda II. Mahmûd ve Pertevniyâl Vâlide Sultân’ın çocukları Sultan Abdülaziz dünyaya geldi. Ela gözlü, beyaza yakın kumral tenli, keskin bakışlı, uzun boylu, geniş omuzluydu. Pehlivan kuvvetine sahip Abdülaziz Han aynı zamanda bestekâr, şair ve ressamdı. Hem güfte yazar hem de bunları bestelerdi. Saray bandosunu kaldırıp yerine Türk Musikisi saz heyetini kurdurmuştu.  İngiltere ziyareti sırasında kendisini karşılayan İngiltere orkestrası bizzat kendisinin bestelediği marşı çalmıştı. Aynı zamanda iyi bir ressam olan Abdülaziz Han, Osmanlı donanmasına katılacak gemilerin planını bizzat kendisi çizmişti. Birkaç hatla meydana getirdiği şekli her ressam çizemezdi. Abdülaziz Han, Ermeni asıllı ünlü Rus ressam Ayvazovski ile birlikte bazı resimler tasarlamıştı. Rus ressam Sultan’ın sanat kabiliyetini şu sözlerle anlatıyordu:

hanlar hani_abdulaziz_han“Ben, Sultan Abdülaziz’den resmettiğim tablolar karşılığında aldığım iyiliği hiç bir hükümdardan almadım. Fakat onun bende dünya hazineleriyle karşılığını veremeyeceğim bir anısı vardır ki yegâne övünç kaynağımdır. Bu bana sipariş etmiş oldukları bir sandal örneğidir ki kırmızı kalemle dört beş hattın çiziminden oluşur. Ben, ressamım, pek çok resim taslağı da gördüm. Ancak dünyada bir sandalın o duruşa has hâlini böyle dört çizgi ile başarıyla sergileyen hiç bir ressam düşünemiyorum.”

Türk, Arap ve Fars edebiyatlarını iyi bilen, çok iyi Fransızca konuşan ve aynı zamanda hattat olan Sultan Abdülaziz Han, şairleri ve ilim adamlarını korumuştur. Sultan Abdülaziz Han sanatçı kişiliğinin yanında spora da büyük ilgi duyuyordu. Ok atmayı, ata binmeyi, avlanmayı ve özellikle güreşmeyi çok severdi. Dönemin en iyi pehlivanları onun zamanında yetişmişti. Sultan Abdülaziz 1867’de çıktığı Avrupa seyahatine Arnavutoğlu Ali ve Kara İbo adlı pehlivanları da almıştı. İri cüsseleri ve gösterişli kıyafetleriyle her iki pehlivan da Paris ve Londra’da tüm dikkatleri üzerlerine çekmişti.

Sade bir hayat yaşayan Abdülaziz, veliahtlığındaki bu mazbut haliyle halkın sevgisini kazandı. Güçlü, sağlıklı ve gösterişli yapısı, halkın kendisine duyduğu güveni arttırmıştı. Ağabeyi Sultan Birinci Abdülmecid’in vefatı üzerine 25 Haziran 1861 günü tahta çıktığında 31 yaşındaydı.

Abdülaziz han tahta çıktığında 1 Temmuz 1861 tarihli imparatorluk belgesinde şunları söylemişti:

Hiçbir ayrım yapmaksızın, halkımın refahı için çalışacağım. Farklı dinler ve ırklardan olan halkımın mutluluğunu sağlamakta, aynı adalet, aynı ihtimam ve aynı sabrı göstereceğim. Allah’ın bize bahşettiği geniş kaynakların sürekli geliştirilmesi ve buna bağlı olarak, huzur ve refahımızın, hükümranlığım altında, sağlanması ve geniş topraklarımızın bağımsızlığı, her an düşüncelerimin konusu olacaktır. Tüm iyiliklerin kaynağı olan yüce Allah bizi korusun”.

Halkın büyük coşku gösterdiği çok dindar bir padişah olan Abdülaziz içki, sigara içmez, 5 vakit namazlarını titizlikle kılardı. Avrupa’ya gittiğinde abdest suyunu bile yanında götürmüştü. Medine’den gelen postaları Peygamberimiz (sav)’in kokusunu taşıdığı için ayakta karşılar, abdest almadan okumazdı. Şehit edildiği sırada da, odasında Yusuf Suresi’ni okuyordu. Üzerinde Abdülaziz Han’ın kan izleri bulunan Kuran mushafı bugün Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor.

Sultan Abdülaziz tahta geçtiğinde imparatorluk ciddi bir dış borç içerisindeydi. Bu borçları kapatmak için Abdülaziz Han, saraydaki mücevherleri, değerli eşyaları ve elmasları sattı. Sarayın harcamalarını yarıya indirerek ciddi bir tasarruf yaptı. Eğitime çok önem veriyordu. Ticaret Hukuku’nu yeniden düzenlemiş, telgraf hatları kurdurmuş, posta teşkilatını yenilemiş, belediye teşkilatını kurmuştu. Haydarpaşa’dan Bağdat’a demiryolu döşenmesi onun zamanında başlamıştı. Tahta çıkışından itibaren 450 km. uzunluğundaki demiryollarını üç katına çıkardı ki bu vesileyle ticaret yaygınlaşmış, isyanların kısa sürede asker sevk edilerek bastırılması sağlanmıştı.

Abdülaziz Han Osmanlı ordusunun modernleşmesi ve güçlenmesi için önemli çalışmalar yapan, İslam Birliğini isteyen dindar bir padişahtı. Modern, aydınlanmacı, ilerlemeci Abdülaziz Han, kendi döneminde Osmanlı ordusunu dünyanın altıncı büyük ordusu haline getirdi. Haliç’teki tersanede devrin en büyük ve en modern gemileri inşa ediliyordu. Donanmaya ilk zırhlı savaş gemisini de katarak dünyanın dünyanın en güçlü donanmalarından biri haline getirdi. Dönemin son model top ve tüfeklerini orduya kazandırdı.

Sultan Abdülaziz Han, hükümdarlığı süresince sık sık yurt içi ve yurtdışı geziler düzenledi. Bu gezilerde halkın büyük bir coşku ve sevgi gösterileriyle karşılanıyordu. Gittiği yerlerde halkın talepleri doğrultusunda ihtiyaçlarını karşılamış; yollar, hastane, hamam, köprü, mektep ve tahıl ambarları yaptırmıştı.

Hanlar Hanı Abdülaziz Han’ın ilk yurtdışı gezisi olan Mısır ziyareti  3 Nisan 1863 tarihinde başladı. İngiltere ve Fransa’nın Mısır üzerindeki planlarını etkisiz hale getirmek için Abdülaziz Han, gemiyle İskenderiye’ye doğru yola çıktı. Donanmayla birlikte yapılan bu seyahat sırasında padişahın gemisinin görüldüğü Marmara, Ege ve Akdeniz’deki her limanda dost ve yabancı gemilerden şerefine 100 pare top atışı yapılmış, halk sahillere akın ederek padişahı selamlamıştı. İskenderiye limanında gemiden inen padişah, trenle Kahire’ye geçmiş, her yerde halkın yoğun sevgi gösterisiyle karşılanmıştı. Dönüşte gemiyle İzmir’e gelen Sultan Abdülaziz Han şerefine,  geceleri fenerler ve kandillerle aydınlatılan İzmir adeta bayram yerine dönmüştü. Kurbanlar kesildi, müezzinler salalar okudu, tekbir sesleri göğe yükseldi.

Mısır seyahatinin ardından Abdülaziz Han ikinci yurtdışı seyahatini 3. Napolyon’un daveti üzerine Avrupa’ya yapar. Fransa, Belçika, Almanya, İngiltere, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ı da içeren Avrupa gezisinde Abdülaziz Han, Buckingham ve Elize Saraylarında konuk olur ve asaletine, kalitesine, eğitimine, bilgi birikimine tüm Avrupa hayran kalır.

Sultan Abdülaziz’in tahtta olduğu yıllarda Avrupa’da Marks ve Engels’in başını çektiği materyalist akımlar oldukça popülerdi. Hiçbir bilimsel delili olmadığı halde Allah’ın varlığını reddeden pozitivist, materyalist, Darwinist felsefeler Avrupa halkını gün geçtikçe Hıristiyan inancından koparıyordu. Dönemin tiyatro eserlerinde, romanlarında, makalelerinde, okul kitaplarında Allah’ın varlığını açıkça inkar eden bu bilim dışı felsefenin etkileri görülüyordu. Abdülaziz’den önce padişah olan Abdülmecid döneminde bu materyalist kitaplar ilk kez Tıbbiye-i Şahane’nin kütüphanesinde yer almıştı. Ancak Darwinizm’in büyük bir illet ve felaket olduğunu gören Abdülaziz Han, tahta geçince Allah’ı ve dini inkar eden bu felsefenin yayılmasını engelledi. Allah’ın canlılığı yarattığını inkar eden evrim teorisinin tek yanlı olarak propagandasının yapılmasına izin vermedi.

Ahmet Mithat ve Münif Paşa gibi devrin önde gelen Darwinist ve materyalistlerini, dinsizlik felsefesinin propagandasını yapmamaları için görevden aldı. Abdülaziz han, Ahmet Mithat’ın Darwinist materyalist propagandasının durdurulması için şöyle emir vermişti:

Fimabaat (bundan böyle) Mithat Efendinin maymunlarına dair matbuata zinhar nesne yazdırılmaması.”

Abdülaziz Han, Allah’ın varlığını reddeden, bilimsel bir dayanağı olmayan Darwinist felsefeye karşıydı ancak eğitime büyük önem veriyordu. Darüşşafaka Lisesi’ni kuran Abdülaziz’in hedefi dini reddeden tek yanlı Darwinist, materyalist eğitim modeline karşı dindar, aydın, modern bir eğitim müfredatı oluşturmaktı.

Sultan Abdülaziz’in, Osmanlı’yı ekonomik açıdan kalkındırırken bir yandan da Darwinist-materyalist akımlara izin vermeyerek manevi anlamda da güçlendirmesi İngiliz derin devletini bir hayli rahatsız ediyordu. Bunun yanında Abdülaziz Han’ın Rusya yanlısı politikaları, İngiliz donanmasıyla rekabet edecek hale gelen Osmanlı donanmasının Kızıldeniz’de İngiliz donanmasının önünü kesmesi İngiltere’nin yayılmacı politikalarına engel oluyordu. İslam Birliği’ni hedefleyen delikanlı, yiğit, cesur, dindar bir padişah olan Abdülaziz Han, o dönemde Avrupa’da yayılan canlılığı Allah’ın yarattığını reddeden darwinist-materyalist akımların Osmanlı topraklarında  yayılmaması için ciddi mücadele veriyordu. Tüm bunlar, İngiliz derin devletinin Osmanlı devletini parçalama planına engel teşkil ediyordu. Bu çevreler kendilerince çözüm olarak Abdülaziz’in muhaliflerine destek verip onu etkisiz hale getirmeye çalıştılar. İngiliz yanlısı olan Sadrazam Mithat Paşa, İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi Thomas Eliot ile sık sık görüşüyordu. Bu görüşmelerde alınan karar, ayaklanmalar ve kargaşa çıkararak Abdülaziz’in tahttan indirilmesini sağlamaktı. Medrese öğrencilerinin dersleri boykot ederek sokağa çıkarılması ve Padişah’a karşı ayaklandırılması ilk adım oldu.

10 Mayıs 1876 günü sabahın ilk ışıkları ile birlikte İstanbul’un merkezindeki Fatih, Süleymaniye ve Bayazıt medreseleri öğrencileri sokağa dökülerek yürüyüşe geçtiler. Öğrencilerin talepleri arasında, konuyla hiç ilgisi olmadığı halde, hükümetin değiştirilmesi vardı. Böylece Abdülaziz Han’a destek olabilecek kişiler hükümetten uzaklaştırılacak ve bir cunta hükümeti kurulacaktı. Gösterinin yapıldığı saatlerde İngiliz savaş gemileri  Ege’den hareket ederek Çanakkale boğazına kadar gelmişlerdi. Durumu gören Abdülaziz Han, darbecilerin isteklerini kabul etti ve sadrazamlık görevine Mütercim Rüşti Paşa, Ordular Başkumandanlığına Hüseyin Avni Paşa, Şurayı Devletin başına da Mithat Paşa getirildi. Böylece Hanlar Hanı Abdülaziz’i devirecek olan cunta hükümeti kurulmuş oluyordu. Bu esnada Mithat Paşa, Fetva Emini Kara Halil’e düzmece bir hal fetvası hazırlatmıştı. Ve 31 Mayıs 1876 tarihinde darbe sonrası Şeyhulislam yapılan Hayrullah efendi, Padişah Abdülaziz’in hal kararını onayladı.

Serasker Hüseyin Avni Paşa önceden, tatbikat bahanesiyle Suriye’den getirttiği askerleri ve 300 Harbiye öğrencisini hazır tuttu. Onlara padişaha yapılacak bir suikast girişimini engellemek için görevlendirildikleri söyleyerek, Saray’a kimsenin giriş-çıkışına müsaade etmemeleri emrini verdi. Gece saat dört civarında bu askerler ve Harbiye öğrencileri sarayı kuşattılar. Dünyanın en büyük ve modern harp gemileri ve zırhlılarından oluşan donanma, çoktan Dolmabahçe açıklarına demirlenmişti. Her şey planlanmış ve saray karadan ve denizden ablukaya alınmış, hal kararı gerçekleştirilmişti. Darbe sonrası Abdülaziz eşleri ve çocuklarıyla birlikte yağmur altında kayıklara bindirilerek o günlerde kullanılmayan, bakımsız, soğuk Topkapı Sarayı’na götürüldü. Yağmurda ıslanan kıyafetlerini dahi değiştirmelerine izin verilmeden boş bir odada soğukta bekletildiler. Bu esnada Sultan Abdülaziz Han’ın ve aile efradının tüm şahsi servetine el konuldu.

Darbenin üzerinden 4 gün geçmişti. Topkapı Sarayı’ndan Feriye Sarayı’na alınan Sultan Abdülaziz Han, odasında Kuran okuyordu. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz altın maaşla Feriyye Sarayına bahçıvan olarak işe aldığı 8 pehlivan 4 Haziran günü Abdülaziz Han’ın odasına girdiler. Abdülaziz Han güçlü ve yapılı bir insandı, kendisini şehit etmek isteyenlere karşı bir süre direndi. Abdülaziz Han’ı sırt üstü yere yatırıp, ikisi sağ koluna, ikisi sol koluna, ikisi sağ ayağına, ikisi sol ayağına otururlar. Mustafa Çavuş beyaz saplı bir ufak ustura ile padişahın önce sol sonra sağ bileklerindeki atar damarı kesti. Abdülaziz Han henüz vefat etmemişti. Bu vaziyette hiçbir tıbbi müdahale yapılmasına izin verilmeden köşkün hemen yakınındaki karakola nakledildi. Muayene ve rapor için gelen doktorlardan bazıları padişahın vücudunu etraflıca incelemek istedikleri vakit, darbeyi organize edenlerden biri olan Serasker Hüseyin Avni Paşa buna engel oldu. Çünkü planları akli melekeleri yerinde olmayan Padişah’ın intihar ettiği raporunu hazırlatmaktı. İnceleme yapmadan rapor yazmayı reddeden Hekim Ömer Paşa’nın o anda rütbeleri söküldü ve askerlikten uzaklaştırıldı. Abdülaziz Han’ın intihar ettiği yalanı sahte raporlarla kayda geçirilmeye çalışıldıysa da darbecilerin yargılandığı mahkemenin tutanaklarında ve görgü şahitlerinin ifadelerinde Abdülaziz Han’ın şehit edildiği ve bu olaya intihar süsü verildiği kesinleşti.

2007 yılı Şubat ayı içinde Topkapı Sarayı’nın deposunda  bağları çözülen bir torba içinden Hanlar Hanı Sultan Abdülaziz’in kan izleri taşıyan elbiseleri çıktı. Torbanın üzerinde “Abdülaziz’in şehadetinde üzerinde bulunan giysiler” yazısı vardı.  Pantolon, hırka, dizlik, gömlek, atkı ve iç kıyafetlerden oluşan Sultan Abdülaziz Han’ın kanlı elbiseleri padişahın annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafından şehadeti sonrasında saklanmıştı. Dönemin tanıklarından Sultanahmet Camii Vaizi Ömer Sait Efendi, Sultan Abdülaziz’in şehadetini inceleyen mahkemeye verdiği ifadesinde Sultan’ın cenazesini yıkarken sol göğsü altında bir bıçak yarası gördüğünü anlatmıştı. Topkapı Sarayı’ndaki bu kanlı gömlekte de bıçağın izi bellidir.

Halife Abdülmecid Efendi, 1920’li senelerde kaleme aldığı risalesinde babası Abdülaziz Han’ı şöyle anlatmıştı:  “Pederim olan Abdülâziz Han Hazretleri, Allah’a şükürler olsun ki, bu gibi ahlâk zaaflarından hiçbirine müptelâ değildi. Hatta, ağzına hayatı boyunca bir damla olsun içki koymadığı gibi tütün de kullanmaz ve kahveyi bile nadiren içerdi. Bu sayede oldukça kuvvetli bir bedene sahip olmuştu. On beş küsur senelik saltanatını hiçbir hastalık görmeden geçirdi. Ama, kendisine ve başladığı büyük işlere yardım edecek tek bir kimseye bile sahip olamadığından tahttan indirilme felâketine maruz kalıp şehit edildi.”

Hanlar hanı Abdülaziz Han, velayet ve şehadet makamlarına ulaşmış mübarek bir padişahtı. Dahiliye Nazırı Memduh Paşa, Abdülaziz Han’ı şöyle anlatmıştı: “Merhum Hakan Abdülaziz Han güzel yüzlüydü, güzel konuşurdu, çabuk kavrayışlıydı. Yapılan imaları derhal anlardı. Azametli olmakla beraber, tavırları ve söz söylemesi nezaketliydi. Yüksek ruhlu ve yüksek ahlaklıydı.”

Abdülaziz Han’ın şehadetinin ardından 1876’da İngiliz derin devleti, Ortadoğu ve Müslümanlar aleyhine planlarının ikinci aşamasına geçti. Dünya çapında “hasta adam” propagandası yaparak Osmanlı topraklarını parçalayıp, işgal planları bir bir hayata geçirildi. 1881’de İngilizler, Mısır’ı işgal edip, Mısır’ın İngiliz valisi Lord Cromer’ın mali desteğiyle el-Ezher Üniversitesini Müslüman evrimcilerin merkezi yaptılar. O yıllarda tahtta olan 2. Abdülhamit, Abdülaziz’i deviren darbede rol alan İngiliz yanlısı Mithat Paşa’yı yeniden göreve getirdi. Mithat Paşa, İngiliz derin devletinin planları doğrultusunda Darwinist Ahmet Mithat Efendi’yi Devlet Basımevinin başına getirdi. 1882 yılında 2. Abdülhamit döneminde evrimi anlatan, canlılığı Allah’ı yarattığını reddeden ilk Darwinist kitap yazıldı. Darwinist Münif Paşa, Milli Eğitim Bakanı yapıldı. Ardından matbaalarda on binlerce Darwinist kitap basılıp bütün Osmanlı’ya gemilerle, develerle, trenlerle dağıtıldı. Darwinist materyalist yayınlar Osmanlı topraklarında çığ gibi yayılınca, felaketin kapısı da açıldı. Maddi açıdan Osmanlıyı ablukaya alan İngiliz derin devleti, diğer yandan Abdülhamit döneminde genelevlerin açılmasını, içki üretiminin teşvikini, Allah’ın varlığını reddeden Darwinist-materyalist yayınların yayılmasını sağlayarak manevi çöküşün de oluşmasını sağladı. Amaç, İslam dünyasını paramparça etmek, Kuran’dan uzak, haramları helal gören, Darwinizmi kabullenmiş yeni bir İslami felsefe oluşturmak ve böylece Müslüman dünyasını kontrol altında tutabilmekti.  Bugün, İngiliz derin devletinin yaklaşık 300 yıllık bu planını ortadan kaldırmak için yapılması gereken ise cesur, yiğit, delikanlı, şehidimiz Hanlar Hanı Abdülaziz Han’ın yaptığı gibi deccali bir yapılanma olan İngiliz derin devletine karşı ilimle, bilimle mücadele etmektir.

http://www.harunyahya.org/

Adnan Oktar’ın Jerusalem Online’da yayınlanan makalesi:

http://newsrescue.com/ruler-rulers-sultan-abdulaziz-may-rest-peace/#axzz4fUXzuYyV