Gri propaganda ve sinsi operasyonlar

Çağımızda, savaşların, iç çatışmaların, darbelerin ve isyanların büyük ölçüde organize bir amaç doğrultusunda başlatıldığı artık bir sır değildir. Arap Baharı da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde başlatılan ve kimi zaman iktidarların değişmesi veya Yugoslavya’da olduğu gibi ülkelerin parçalanması ile sonuçlanan sokak isyanlarının organize üst akıllar tarafından planlanıp üretildiği ortaya çıkmıştır. Bunun elbette pek çok sebebi bulunmaktadır: Kaynakları sömürülecek olan ülkeleri istikrarsız hale getirmek, istenmeyen veya kurallara uymayan iktidarları devirmek ve savaşlar çıkarmak.

Savaş, bazı kesimler için ekonomik krizler sırasında ekonomiyi canlandırmak için veya silah pazarını yenilemek için gereken bir zorunluluk gibidir. İşte bu amaçla mezhep ayırımları körüklenir, daha önce bahsi geçmeyen “demokrasi” hareketleri organize edilir veya Irak’ta olduğu gibi “kimyasal silah var” yalanıyla harekete geçilir. Bunun ardından kullanılan yöntem ise, medyanın ve özellikle sosyal medyanın bu amaç için kullanılmasını içeren dezenformasyona yönelik propagandadır.

Savaş, çatışma ve isyanlarda daima ön planda propaganda vardır. Propaganda, Beyaz, Siyah ve Gri olmak üzere üç gruba ayrılabilir. Beyaz Propagandanın kaynağı bellidir, içeriği ne olursa olsun ciddi bir tehdit değildir. Kara Propaganda dost kaynaktan gelen, fakat düşmanca bir tavır takınarak yürütülen propaganda türüdür. Gri Propaganda ise aralarında en sinsisidir. Kaynağı belli olmamakla birlikte genellikle uydurma hikayelere, yani dezenformasyona dayanır. Üretim yeri düşman kaynaklardır; içeride de çeşitli yancılar kullanılarak yürütülür. Hedef genellikle, düşmanı karalamak, küçük düşürmek ve toplumda merak uyandırarak karşı tarafı hezimete uğratmaktır.

Bunun en net örneklerinden biri Körfez Savaşı’nda karşımıza çıkmıştır. Bir kısım uluslararası ana akım medya kaynakları tarafından sıklıkla kullanılan petrole bulanmış karabatak, dönemin sembolü haline getirilmiştir. Bu karabatak ile Saddam petrollerinin dünyayı ne hale getirdiği üzerine bir kurgu yapılmış ve adeta bu fotoğraf Amerika’nın galip çıkacağı Körfez Savaşı’na zemin hazırlamıştır.

Karabatak fotoğrafının asıl hikayesi ise savaş sonrasında ortaya çıkmıştır. Söz konusu fotoğrafın Fransa Sahillerinde petrol yüklü bir tankerin batması sonrasında çekildiği anlaşılmıştır. Karabatak, Fransa sahillerinde  tankerden sızan petrole bulanmıştır; Körfez veya Saddam ile hiçbir ilgisi yoktur.

Söz konusu propagandanın bir başka örneği de Irak Savaşı’na gerekçe oluşturan dezenformasyondur. 2016 yılında açıklanan Chilcott raporu, Irak Savaşı’na gerekçe olarak gösterilen kimyasal silahların Irak’ta hiçbir zaman bulunmadığını ortaya çıkarmıştır. Söz konusu saldırılardan sorumlu Blair’in özrü, 2 milyon masumun yaşamını yitirmesini önleyememiştir.

Irak gibi Libya Savaşı da, “Ortadoğu’nun Yeniden Dizaynı” projesinin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Bu savaşın da aynen Irak’ta olduğu gibi, “bütünüyle yalanlara ve düzmece istihbarata dayalı olduğu ve NATO’nun Libya’daki muhalifleri silahlandırıp desteklediği” İngiliz Parlamentosu’nun bir raporuyla doğrulanmıştır. Ancak bu rapor ortaya çıkana kadar, düzmece gerekçeler sonucunda İngiltere’nin Kıbrıs’taki Akrotiri ve Dikelya üslerinden havalanan İngiliz uçaklar, Libya’da 15.000 sivili bombalamıştır. İngiliz hükümeti, yine, iş olup bittikten sonra olayın gerçekliğinin olmadığını itiraf etmiş ve bu durum 15 bin şehide ve bir daha asla istikrarına kavuşamayacak olan bir Libya’ya mal olmuştur.

Dünyada, İran’da Musaddık darbesi, ardından Kaddafi’ye yapılan başarısız darbeler de çeşitli gri propaganda örnekleri ile ön plana çıkmıştır. Elbette bu satırlarda bu örneklerin verilmesi ne Saddam ne de Kaddafi gibi diktatörleri savunmak değildir. Gri propagandanın yaydığı, demokrasiye aykırı ve sadece şiddet içeren korkunç yöntemi ve bunun organize gerçekleştiğini gözler önüne serebilmektir.

Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi de, FETÖ terör örgütünü uydurma haberlerle destekleyen bir gri propagandaya maruz kalmıştır. Bir kısım uluslararası ana akım medyada henüz darbe girişimi devam ederken darbenin başarılı olduğuna dair yalan haberler çıkmaya başlamış; tanınmış bazı isimler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yurt dışına kaçtığına dair haber yaygınlaştırmışlardır. Darbe girişimi sürerken başta New York Times, The Guardian, Time, CNN, BBC, Washington Post, The Times ve Der Spiegel gibi yayın organlarında darbe girişimini destekleyecek türden onlarca yayına yer verilmiştir. Adeta darbe girişiminin başarılı olacağına emin bir şekilde verilen bu haberler, kuşkusuz Türk halkı tarafından büyük tepki ile karşılanmıştır.

Son dönemde Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği Afrin operasyonu kapsamında da yaygınlaştırılan yoğun bir dezenformasyon ve uygulanan bir gri propaganda çalışması dikkat çekmektedir. Özellikle sosyal medya kapsamında yaygınlaştırılan yalan haberler, Gezi Olaylarından tanıdık olduğumuz bir manzaradır. Yine özellikle ana akım medya organlarında yayınlanan Afrin operasyonu ve Türkiye aleyhinde propaganda yazıları, Türkiye’nin haklı operasyonuna karşı kurgulanmış organize bir çalışmadır.

Bugün olduğu gibi, bundan sonra da bazı kesimlerin dezenformasyon yöntemleriyle karşı karşıya kalacağız. Bunlar umarız bundan sonra dev savaşların ve isyanların sebebi olmazlar. Umarız özellikle Orta Doğu halkları, yaşadıklarından ders çıkarmış olur ve bu tuzaklara artık düşmezler. Ancak dezenformasyonu geçersiz kılmanın da yolları vardır. Bunlardan başlıcası, yalan haberlerin ve gerçekleşen her türlü propagandanın hemen deşifre edilmesi, özellikle buna maruz kalan devletin eliyle bu çalışmanın gerçekleştirilmesidir. İkinci ve en hayati yöntem ise halkın kalbini kazanmaktan ve milli bir bilinç oluşmasından geçer. Milli bilinci kazanmış olan Türk halkında dezenformasyon, Gezi olaylarında da, 15 Temmuz darbe girişiminde de, Afrin operasyonunda da etkili olmamıştır. Milli bilincin oluştuğu milletlerde, milletin devletine olan sadakati güçlüdür; herhangi bir dış etki ile yıkılacak gibi değildir. İşte bu nedenle, dışarıdan veya sinsi ajanlar yoluyla içeriden gerçekleştirilen ataklara karşı mutlaka her ülkede devlet sisteminin güçlü ve milletin milli ve manevi bağlılıklarının keskin olması şarttır.

Adnan Oktar’ın The Pioneer’de yayınlanan makalesi:

http://www.dailypioneer.com/columnists/oped/grey-propaganda-and-insidious-operations.html

http://harunyahya.org/