Adnan Oktar’ın Fas’ın uluslararası haber ajansı Hespress’e verdiği röportajı

hespress adnan_oktar_interview_morocco_3

1- 30 sene boyunca İslami eserler veren Harun Yahya ile bugün dans edilen ve şarap içilen ortamlarda bulunan Harun Yahya aynı kişi midir?

Önce sorudaki önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. Ne ben ne de arkadaşlarım, hiçbirimiz şarap ya da başka bir alkollü içki kesinlikle kullanmayız. Müslüman olarak inancımıza göre alkol haramdır. Ben her fırsatta yayınlarımda ve günlük hayatımda alkolün haram olduğunu anlatır, zararlarını da insanlara bilimsel olarak açıklarım. Bir dönem yayın yaptığımız stüdyoda çeşitli dekoratif ortamlar oluştururken masalara da güzel, estetik görünümlü, kaliteli meyve suyu şişeleri konulmuştu. Genelde gösterişli, güzel şişeye, ambalaja sahip içecekler mutlaka şaraptır, alkoldür şeklinde yanlış bir algı olduğu için bazı kimseler ilk başta bunları alkollü içecek sandılar.

Bu yanlış anlaşılmayı gidermek için hemen her programda şişelere tek tek yakın çekimler yaptırarak etiketlerindeki “alkolsüz meyve suyu” yazılarını defalarca gösterdik. Bunlar zaten bilinen, birçok markette satılan kaliteli meyve suyu markaları. Zaman içinde bu konuda kuşkusu olan da kalmadı.

Asıl sorunuza gelirsek, “imani belgeseller hazırlamak, dini kitaplar yazmak, dans etmek ve eğlenmekle çelişkili değil mi” anlamı çıkıyor bu sorudan anladığım kadarıyla. Önce belirtmeliyim ki benim için dinde ölçü Allah’ın Kitabı Kuran’dır, ki herkes için de öyle olması gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla bu konuda da bir çelişki olup olmadığını anlamak için Kuran’a başvurmamız gerekir. Kuran’a baktığımızda ise böyle bir çelişki veya yasaktan bahsedilmediğini görürüz.

Zaten Kuran’da belirtilen çok az sayıda haram ve yasak vardır, bunların dışında kalan her şey helaldir. İşte birçok insanın yanılgıya düştüğü konu da budur. İnsanların büyük kısmında dinin zor olması gerektiği, güzelliğin, sevincin ve neşenin dinde olmayacağı dolayısıyla insana neşe veren her şeyin de yasak olması gerektiği kanaati vardır. Oysa Allah Kuran’da dinin kolay olduğunu bildirmiştir. Allah kullarının mutlu ve rahat yaşamasını ister. Bu yanlış mantığın neticesinde bugün gelinen durum ise, sayısız yasak, sınır, kısıtlama, taassup ile kuşatılmış, neredeyse hiçbir konuda adım atamayan, ilerleme, gelişme, atılım gösteremeyen, Batı medeniyetinin güçlerine bağımlı, gizli ve açık onların kontrolünde bir İslam alemidir.

Günümüzde çok büyük bir Müslüman kitlesi samimi olarak İslam dinini yaşadığını sandığı halde aslında Kuran’a pek çok yönden uzak hatta bütünüyle karşıt ayrı bir din yaşıyor, ancak farkında değil. Yanlış gelenekler, örfler, adetler, hurafeler, uydurma rivayetler, çarpık dini yorumlar ile yoğrulmuş karmakarışık, çok konuda belirsizlikler, çelişkiler, tahrifler ve ihtilaflarla dolu ortodoks bir din anlayışı bu.

Oysa sonsuz akıl, hikmet ve rahmet sahibi Rabbimiz insanları böyle içinden çıkılamaz, karmaşık, tüm dünyadan el etek çekilse bile uygulanması mümkün olmayan bir dinle sorumlu tutmaz, tutmamıştır. Kuran ayetlerinden İslam dininin son derece kolay ve sade olduğunu, Allah’ın müminler için zorluk, belirsizlik, ihtilaf, karmaşa değil kolaylık ve rahatlık dilediğini açıkça görüyoruz.

Bugün bu konuda benimle aynı düşüncede olan Müslümanların sayısı günden güne katlanarak artıyor. Yüzyıllardır terk edilmiş olarak bırakılan Kuran’a yani dinin özüne, esasına dünya çapında yeniden çok hızlı bir yöneliş var. Tabi bu konularda kaleme aldığım yüzlerce kitabımın da bu sevindirici gelişmede önemli katkısı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Sorunuz aslında bu röportajın sınırlarını aşan çok kapsamlı bir kitap konusu. Okuyucularımız, benim bu konuda yazdığım “Karanlık Tehlike Bağnazlık” kitabından akıllarına takılan tüm soruların cevaplarını bulabilirler inşaAllah.

3- Son yıllarda hayatınızda neler değişti ve bu değişimin ardında yatan sebep nedir?

Ben İslam davasına gönül verdiğim günden bu yana temel prensiplerime bağlılıktaki azim ve kararlılığımda, şevk ve heyecanımda –günden güne katlanarak artma dışında– hiçbir değişiklik olmadı. Nedir bu temel prensiplerim: Allah’ın rızasının en fazlasını gözetme, O’nun emirlerini en titiz biçimde yerine getirme, Allah’ın dinini insanlara delilleriyle, akılcı ve bilimsel metotlarla tebliğ etme, İslam dininin sunduğu üstün ahlak ve sevgi anlayışını en güzel şekilde yaşama, tüm dünyaya da bu güzellikleri anlatıp yayma…

Tabi ben de birçok insan gibi sürekli kendimi geliştiriyorum, bilgimi, kültürümü artırıyorum. Kuran’ı daha iyi anlamaya, ona elimden geldiği kadar daha iyi uymaya, ahlakımı daha fazla güzelleştirmeye çalışıyorum. Allah’a olan sevgimi, yakınlığımı, samimiyetimi, korkumu her geçen gün artırmaya gayret ediyorum. Bu doğrultuda gerçekleri daha iyi görme, Kuran’ı eskisine göre daha iyi anlama, derinliklerine, sırlarına vakıf olma, dünyayı, olayları daha iyi analiz etme kabiliyetim de gelişiyor kuşkusuz. Bir insanın hayatı boyunca hiç değişmeden kalması zaten çok anormal bir durum, büyük bir kayıp.

Bazı kardeşlerimizin değişim diye algıladıkları durum da Kuran’ın sunduğu kalite, güzellik, sanat, estetik ve özgürlük anlayışının güzel bir tecellisi. Bu anlayışı her geçen gün daha fazla kavrayıp günlük hayata ve uygulamaya geçirmemden kaynaklanıyor.

4- Siz kendinizi bir düşünür, ya da vaiz olarak mı; ya da nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben samimi, dindar bir Müslümanım. Hoca değilim, alim değilim, tarikat lideri değilim, bir tarikata bağlı değilim. Arapça dahi bilmiyorum. Din eğitimi almadım. Dolayısıyla hiçbir zaman da böyle iddialarım olmadı.

Bu sorunun sıkça gündeme gelmesinin sebebi, 1980’lerde hakkımda ilk yapılan haberde ‘Adnan Hoca’ hitabının kullanılmasıdır. Genelde İslam toplumlarında dinle iç içe olan, dini yaşayan ve anlatan insanlar genellikle Hoca, alim gibi sıfatlarla anılır. Dolayısıyla, basının da bu sıfatı sık sık kullanmasının etkisiyle, Adnan Hoca tabiri zamanla insanlar arasında yaygınlaştı ve yerleşik hale geldi. Dışarıya çıktığımda da tanımadığım yüzlerce insan “Hocam” diyerek yanıma gelir, benimle tanışır, sohbet eder, resim çektirir. Ama, dediğim gibi bu benim kendime atfettiğim bir sıfat değil.

Arkadaşlarım da beni bir tarikat veya cemaat lideri olarak görmezler, ben yalnızca onların çok sevdiği bir dostları, mümin kardeşleri,  yakın arkadaşlarıyım. Onlar da benim çok sevdiğim dostlarım. Eğlenmeyi, neşeyi, güzelliği, sanatı seven bir insanım ben. Hayatın, Allah’ın Kuran’da koyduğu sınırlar içinde en güzel yönleriyle dolu dolu, Allah aşkı ve sevgisiyle, coşkuyla yaşanması gerektiğini düşünüyorum.

5- Eskiden sizi takip eden bazı kişiler bugün yine akıl hastanesinde kaltığınız dönemle ilgili yorumlarda bulunuyorlar, eskiden faydalı bilgiler verdiğinizi, oysa bugün şarap içilen ortamlarda dans ettiğinizi söylüyorlar. Buna nasıl cevap verirsiniz?

Kuran’da haram kılınmış olan şarabı kesinlikle benim ve arkadaş çevremin içmediğimizi ve kimseye de tavsiye etmediğimizi anlatmıştım.

Peygamberimize (sav) ithaf edilen uydurma rivayetleri, yanlış  yorumları ve hurafeleri esas alan gelenekçi ortodoks İslam anlayışında, dans etmek ve eğlenmek haram kabul edilir. Ben de gençlik yıllarımda, yeterli Kurani bilgim ve araştırmam olmadığı zamanlarda aynı düşünceyi savunuyordum ve aynı yanılgı içindeydim. Ancak bilgim arttıkça gördüm ki geleneksel İslam anlayışında yasak görülen birçok konu gibi dans ve eğlence de Kuran’ın belirttiği sınırlar içinde hiçbir sakıncası olmayan davranışlar. Kaldı ki bizi bu konuda eleştiren birçok kardeşimiz, bir düğün ya da eğlence ortamı olduğunda ilk önce kendileri piste fırlayan, son derece coşkun danslar, figürler sergileyen insanlar. Her nedense söz konusu ben ve arkadaşlarım olunca bunlar bize yasak görülüyor. “Sen Hocasın, alimsin, dansla, eğlenceyle nasıl ilgin olabilir” diyorlar. Hoca, alim olmadığımı çok kereler söyledim. Kaldı ki insan hoca ya da alim olsa bile herkese helal olan nimetler niçin ona yasak olsun.

A9 TV kanalında katıldığım canlı yayın programlarına göz atacak olursanız her gün onlarca kişinin dini, güncel, siyasi, sosyal, kişisel ve diğer çok çeşitli konulardaki sorularını cevapladığımı görürsünüz. İnsanlar gerek sokak röportajları gerekse gönderdikleri mailler vasıtasıyla bana bu soruları yöneltiyor. Ben de Kuran’ın rehberliğinde Allah’ın izin verdiği ölçüde onlara bildiğim doğruları anlatıyor, faydalı olmaya çalışıyorum. Bunun yanı sıra her gün gelişen siyasi ve sosyal konulardaki yorum ve görüşlerimin kısa sürede uygulamaya geçirilmesinden anlıyoruz ki bu görüşler politik çevreler ve yetkililer tarafından da paylaşılıyor. Bu da Allah’ın bir nimeti olarak fikir ve görüşlerimin etkisini, gücünü ve önemini ortaya koyan bir başka gerçek.

Ne var ki bir kısım insanlar ve çevreler canlı yayınlarımdaki bunca faydalı ve olumlu yönü görmezden gelip zaman zaman programlarımın belki onda birini bile kaplamayan dans görüntülerine ve izleyici olarak katılan kız arkadaşlarımın giyim tarzlarına, dekoltelerine takılıyor. Yalnızca bu görüntülerden yola çıkarak eleştiri dozunun çok ötesinde topyekun bir karalama ve nefret kampanyası yürütüyor. Defalarca söyledim, “yaptığım her hangi bir şeyin haram olduğunu kanıtlayan tek bir Kuran ayeti getirin, hemen dediğinize uyacağım” diye. Bugüne kadar bir tane bile getiremediler, çünkü yok. Önyargıları ve kulaktan dolma din anlayışını temel alan, hiçbir Kurani dayanağı olmayan eleştiri ve suçlamalardan ibaret hepsi.

Yalnızca Allah’ın Kitabı’nı esas almam ve insan ürünü bir din olan bağnazlığa karşı olmamdan dolayı bana deli deniyorsa da bunu büyük bir onur ve şeref olarak kabul ederim. Çünkü tarih boyunca Allah’ın gönderdiği gerçek dini yaşamakta kararlı olan bütün elçilere, velilere ve onlara uyan müminler delilikle itham edilmiştir. Peygamberimiz (sav), “bir mümine deli denmedikçe imanı kamil olmaz” buyurmuştur.

6- Kitap çalışmalarınız devam ediyor mu? Bugüne kadar kaç kitap yazdınız ve hangi dillere çevrildi?

Halen imani, bilimsel ve siyasi çok çeşitli konulardaki kitap, broşür ve belgesel çalışmalarım tüm hızıyla devam ediyor. Bugüne kadar 73 dile çevrilmiş 300’ün üzerinde kitap kaleme aldım. Bu eserler 100’den fazla ülkede kitapçılarda mevcut. Şimdiye kadar dünyada yaklaşık 30 milyon kitabım satıldı ve bir o kadar kitabım da birçok ülkede insanlara ücretsiz olarak dağıtıldı. Bu eserler ve televizyon programlarımdaki anlatımlarım kaynak alınarak hazırlanan yaklaşık 1000 internet sitesi mevcut. Bu siteleri 167 ülkeden her ay 47 milyon insan ziyaret ediyor. Günlük ziyaretçi sayısı 1 milyonun üzerinde. Her ay bu sitelerdeki film ve belgesellerin izlenme sayısı ise 10 milyonun üzerinde.

Ayrıca makalelerim 47 ülkede 216 gazete, dergi ve internet sitesinde yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Her gün yaptığım canlı yayınlar İngilizce, Arapça, Rusça, Fransızca olarak milyonlarca insana ulaşıyor. Allah’ın izniyle bu güçlü çalışmaların sonucunda bugün Darwinizm’e inananların sayısı çok azaldı. Darwinizm’in en ünlü savunucuları dahi geri adım atmış durumda. Yapılan anketler de bunu açıkça gösteriyor. Kuran Müslümanlığının dünyaya yayılmasında da, Allah’a çok şükür, Allah beni ve arkadaşlarımı vesile etti.

7- Araplar ve Müslümanlar son yıllarda sizin dans eden bayanlarla görüldüğünüz videoları görünce şaşkınlığa düşüyorlar. Bu bayanlar gerçekte dansçı mı? Bu bayanlar sizin neyiniz oluyor?

O hanımlar profesyonel dansçılar değil, benim arkadaşlarım. Birçoğumuz gibi danstan, müzikten, eğlenceden hoşlanan insanlar. Bazıları özellikle bu konuda kabiliyetli ve başarılı. A9 TV yayınlarında bu güzel sanatlarını icra etmekten zevk alıyorlar. Sevdikleri, değer verdikleri bir kişi olarak benim onları izlemem, zaman zaman jest olarak eşlik etmem de çok hoşlarına gidiyor. Binlerce insan da severek izliyor kendilerini, gönderdikleri tebrik ve iltifat mesajlarından bunu görüyoruz.

Benim anlayamadığım, Arap dünyası neden bu görüntülerden şok olsun. Çok eski devirlerden beri dans, müzik, eğlence Arap dünyasıyla neredeyse içiçe geçmiş kavramlar. Birçok dünya çapında meşhur profesyonel Arap dans sanatçısı, Arap şarkıcı var. Hepsi de insanlar tarafından çok sevilip sayılıyor, takdir görüyor.

Zaten Belly dance’in kaynağı Arap dünyası. Fas, Tunus, Cezayir’den Mısır’a, Lübnan’a, Dubai’ye kadar TV’lerde bu dansları milyonlarca kişi severek izliyor. Yalnızca sanatçılar değil halktan binlerce insan eğlence yerlerinde dans ediyor, şarkı söylüyor, müzik dinliyor; konserlerde sanatçılara dans ederek, şarkı söyleyerek eşlik ediyor. Arap kanallarında birçok programda bu görüntüleri hepimiz görüyor ve severek izliyoruz.

Bu nedenle bazı istisna kesimler dışında Arap aleminin bizim kanalımızdaki görüntülerden şok olduklarını sanmıyorum. Aksine severek, eğlenerek hatta eşlik ederek izlediklerini düşünüyorum. Araplar son derece sıcak kanlı, aklı başında insanlar ve büyük bölümü Müslüman ve dindar insanlar. Dolayısıyla, günaha girdiklerini, suç işlediklerini düşünerek eğlendiklerini, dans ettiklerini söylemek çok mantıksız olur. Zira, bunların hiçbiri Kuran’a, İslam’a aykırı davranışlar değil aksine son derece doğal, meşru ve helal hepsi. Birçok Arap ülkesinde yüzlerce sevdiğim Arap dostum, arkadaşım var, hepsi de aynı kanaatte.

Arap dünyası, Allah’ın bir hikmeti olarak son dönemde hızla taassuptan kurtulma sürecine girdi. En başta Suudi Arabistan gibi özellikle kadınlara karşı son derece katı, tutucu kanun ve kurallarıyla tanınan bir ülkedeki modernizm ve özgürlük açılımları, kadınlara yönelik yasakların, kısıtlamaların tedricen kaldırılması ve bunun devam edeceğine dair mesajlar İslam aleminin yakın geleceğe dair çok ümit vaad eden gelişmeler. Aynı şekilde, Mısır, Lübnan, Ürdün hatta İran’dan son dönemde bu yönde sevindirici haberler alıyoruz.

hespress adnan_oktar_interview_morocco_2

8- Bayanlarla bir arada oturup aynı ortamda bulunuyorsunuz ve zaman zaman da dans ediyorsunuz. Çıplaklık İslam’da yasak değil mi?

Dans, müzik, eğlence konusundaki görüşlerimi buraya kadar ayrıntılı olarak ifade ettim. Kadınlarla erkeklerin aynı ortamda bulunmasında da Kuran’a uygun olmayan bir husus yoktur. Dahası, ben yayın sırasında yüzbinlerce kişinin gözleri önündeyim. Yaptıklarım, söylediklerim saniye saniye izleniyor, gizli saklı, şaibeli, sakıncalı bir durum olması zaten mümkün değil.

Çıplaklığın ne olduğunu, kadınların kıyafeti ve örtünmeleri konusundaki ölçüyü yine Kuran’dan öğreniyoruz. Kuran’ı incelediğimizde örneğin Nur Suresi’nin 31. ayetinde kadınların alabildiğine özgür olduğunu görüyoruz. Kuran’a göre kadınlar, kendilerini rahatsız edecek bir durum olacağına kanaat getirdiklerinde, geçici olarak çarşafla baştan aşağı kapanmakla yükümlüdür. Eğer kendisini güvende hissediyorsa kadının Nur Suresi’nin 31. Ayetinde bildirilen süslerini kapaması yeterlidir, bu da göğüsleri ve cinsel organıdır. En temel örtünme şeklinin nasıl olduğunu, ayetlerde bildirildiği gibi Hz. Adem ve Hz. Havva’nın geniş yapraklarla vücutlarının ilgili bölgelerini örtmelerinden de açıkça anlıyoruz. Kuran’da bu detay bilgi özellikle veriliyor.

Bununla birlikte, Ahzab Suresi’nin 59. ayetinde ise kadının rahatsız edilme, tacize uğrama, güvensizlik ortamı gibi bazı özel durum ve şartlarda dekoltesini kapatmak için kendi aklı ve vicdanıyla karar vererek çarşaf giymesi hükmü var.

Ama dikkat edin çarşafın hangi koşullarda giyileceğine vicdanıyla kadın karar veriyor. Eğer kadın kendini güvende hissediyor, aklına, imanına, vicdanına güvendiği insanlarla birlikte olduğuna inanıyorsa o ortamda bikiniyle de dolaşabilir. Bunda Kuran’a uygun olmayan bir durum yok. Nitekim bugün yalnızca Batı dünyasında değil Arap dünyasında da diğer Müslüman ülkelerde de milyonlarca Müslüman kadın yazın sahillerde, plajlarda bikiniyle denize giriyor. Rahatsız edilmediği, güvenliği, hayatı, namusu tehlikeye girmediği sürece bu özgürlüğünü dilediği gibi kullanabiliyor. (Bu konuda detaylı bilgi için kardeşlerimiz bu kitabı inceleyebilirler: Karanlık Tehlike: Bağnazlık

Kadınları potansiyel günahkar, suç makinası olarak görmek, onlara ne yapacaklarını dikte etmek, onları yasak ve sınırlarla kuşatmak İslam toplumlarına eski bağnaz kabile kültürlerinden miras kalmış çirkin bir gelenek. Oysa Allah, kadınların üzerinden tüm bu baskıların kalkmasını istiyor. Kuran’da onlara alabildiğine geniş bir özgürlük tanıyor. Kadınları, Kuran’a aykırı olarak baskı altına almak, özgürlüklerini kısıtlamak, ikinci sınıf insan gibi görmek, onlara esir ve köle hayatı yaşatmak, hatta bazı bölgelerdeki uygulamaların sonucunda olduğu gibi onları adeta yaşayan ölülere çevirmek çok büyük bir zulüm ve Allah’a karşı işlenmiş büyük bir suçtur. Kuran’ın hükümlerini terk etmenin, Allah’ın indirdiklerinden farklı bambaşka bir din üretmenin karşılığını ise yüzyıllardır İslam dünyasının üzerinde gezen felaket bulutlarından anlamak mümkün.

9- Altın kullandığınızı görüyoruz. İslamiyette erkeklerin altın kullanması yasaktır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Altın, ipek bunların hepsi Kuran’da övülen cennet nimetleri. Kuran’da bu nimetlerin takı, aksesuar, vs. olarak kullanılmasının erkeklere haram olduğuna dair hiçbir ayet yok. Dolayısıyla böyle bir yasak İslam’da değil, diğer binlerce yasak gibi, Kuran’dan uzak gelenekçi İslam anlayışında mevcut.

Peygamberimiz (sav) kendi döneminin emir sahibi, yani İslam devletinin reisidir. Tarihi bilgilerden anladığımız kadarıyla, o dönemde savaş ortamı, ekonomik zorluklar gibi nedenlerle altının ekonomiye katılması, süste kullanılmaması gibi bir karar almış olması muhtemeldir. Ancak bu altının mutlak anlamda haram kılınması demek değildir. Ayrıca, Peygamber Efendimiz (sav)’in Allah’ın Kuran’da bildirdiği helal ve haramları değiştirme, kaldırma yetkisi yoktur. Dolayısıyla, altın konusu da şartlar doğrultusunda, ekonomik bir uygulama olarak alınmış geçici bir karardır.

Peygamber Efendimizin devlet reisi sıfatıyla dönemsel olarak emrettiği veya yasakladığı konuları Kuran’ın mutlak hükümleriyle, helal ve haramlarıyla eş tutmak, onlarla karıştırmak gelenekçi din anlayışının en büyük yanılgılarından biridir. Örneğin, Kuran’da anlatıldığı üzere Talut, o dönemde müminlerin emiri olarak sefer sırasında bir nehirden geçerken bol bol su içilmesini yasaklamış, az miktarda içilmesine müsaade etmiştir.. Bunun geçici bir yasak ve savaş tedbiri olduğu, genel anlamda tüm zamanlarda suyun haram kılınması anlamına gelmediği çok açıktır. Bu gözle bakıldığında, Peygamberimiz (sav) de benzer bir amaçla bir yerde geçici olarak su içilmesini yasaklamış olsa gelenekçi anlayış suyun kıyamete kadar haram kılındığını iddia edebilirdi. Bu zihniyetin makul olmadığı ortadadır.

10- Fikirlerinizin Türk toplumunda kabul edildiğini düşünüyor musunuz?

Evet hem de çığ gibi bir kabul görüyor. Özellikle de yeni yetişen genç nesilde benim fikirlerime, düşüncelerime çok büyük bir teveccüh, katılım ve destek var. Son birkaç yıldır yüz binin üzerindeki gençle yaptığımız sokak röportajlarında bu teveccühü açıkça görüyoruz. Toplumun her kesiminden destek ve takdir mesajları alıyoruz.

Yalnızca Kuran’ı esas alan görüşlerimiz ve yaşam tarzımızla Müslümanların kaliteli, sanattan zevk alan, bilimi önemli gören, neşeli, hayat dolu bir yaşam sürebileceklerini, yalnızca Türkiye’ye değil tüm dünyaya gösterdik. Allah’ın izniyle Müslümanların aydınlık yüzü olduk. Eskiden İslam denince insanların aklına müzikten, resimden, heykelden anlamayan, neşeye, sevince, güzellik içinde yaşamaya karşı, temizliği bilmeyen, bakımlı olmayan, sosyal hayatın içine giremeyen, gettolarda içine kapalı yaşayan asosyal insanlar akla geliyordu.

Bunun İslam olmadığını, İslam’ın Kuran’da anlatılan ve insanların hayatını muazzam güzelleştiren bir din olduğunu gösterdik. Böylece insanları İslam’dan soğutarak ateizme yönelten şeytani sistemin de etkisini ortadan kaldırmış olduk.  Önceden, ön yargılar ve ortodoks gelenekçi din anlayışının sunduğu model nedeniyle İslam’dan istemeden uzak kalmış büyük bir kesimin tekrar İslam’a, dine sempati duymasına, heyecan ve iştiyakla yönelmesine vesile olduk, Allah’ın izniyle.

11- Çalışmalarınızın maddi kaynağı hakkında bilgi verebilir misiniz. Bir uydu kanalınız var ve kurumunuzun çalışanları da var.

Allah’ın dinini anlatmak karşılığında ücret alınması Kuran’a göre haramdır. Allah Yasin Suresi’nde “Sizden ücret istemeyenlere uyun” diye buyurmaktadır. Dolayısıyla ben de arkadaşlarım da İslam ‘ı anlatmak karşılığında hiçbir ücret almayız ve almadı. Benim ve arkadaşlarımın hiçbir ticari ve maddi kazanç beklentisi yoktur. Yegane amacı Kuran’ın rehberliğinde tüm dünyaya İslam ahlakını, sevgiyi, barışı ve kardeşliği fikirle, ilimle, güzel ve hikmetli sözle hakim etmektir. Arkadaşlarımın büyük bölümü dünya çapında zengin, tanınmış tüccarlar, iş adamlarıdır. Yayınevi ve A9TV de Türkiye’deki diğer tüm benzeri kuruluşlar gibi resmi ve kayıtlıdır, devletin resmi kurumları tarafından sürekli denetlenmektedir. Ben kendi adıma yazdığım kitaplardan hiçbir ücret veya telif hakkı almam, kazanç elde etmem. Bugüne kadar telif haklarımın karşılığı olan milyonlarca kitap dünya çapında ücretsiz olarak dağıtılmıştır. Halen de sürekli olarak dağıtılmaya devam etmektedir.

12- Çalışmalarınızdaki ana amaç nedir?

Allah’ın rızasını kazanmak, fitne kalmayıncaya ve Kuran ahlakı tüm dünyaya hakim oluncaya kadar ilimle, fikirle, sevgiyle güzel bir mücadele yürütmek.

13- Arap ülkelerindeki politik durumu takip ediyor musunuz. Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları ve ayrılıkları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günü gününe hatta saati saatine izliyorum. Yayınlarımda da İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili sürekli bilgi aktarıyorum. Bu konudaki fikirlerimi, görüşlerimi ve önerilerimi anlatıyorum. Müslümanların faydasına olabilecek, zarar görmelerini önleyebilecek tedbirleri, izlenebilecek yöntem ve politikaları sürekli olarak paylaşıyorum.

Müslüman dünyasındaki ayrılıklar, ihtilaflar ve çatışmalar Kuran’ın etrafında tek bir ümmet olarak birlik olma farzının terk edilmesinden kaynaklanıyor. Müslümanların Kuran’da bildirilen bu en büyük farzı göz ardı etmede ısrarcı olması Allah’ın gazabını ve sayısız belayı İslam dünyasının üzerine çeken bir gaflet. Müslümanların bir kısmının Kuran’da olmayan uydurma hükümlere büyük hassasiyet gösterip de asıl bu en büyük farzı terk etmeleri, akıllarına bile getirmemeleri şeytanın çok büyük bir hilesi. Deccal Müslümanları Kuran’dan ve birlik olmaktan uzaklaştırmak istiyor. Onları birbirine muhalif yüzlerce farklı hizip, grup ve mezhebe ayırarak bölük pörçük etme peşinde. Kardeşi kardeşe kırdırarak İslam alemini ezmeye, güçsüz düşürmeye çalışıyor.

Deccaliyet, yani İngiliz derin devleti bu kavgayı körüklemek için de İngiliz Şiiliğini ve İngiliz Sünniliğini kullanıyor. İngiliz Şiiliği Sünnilerden nefret ediyor. İngiliz Sünniliği ise Şiilerden nefret ediyor. Birbirlerinin katlini vacip olarak görüyorlar. Oysa, öz kardeşlerin birbirini yok etmeye çalışması görülmemiş bir akıl tutulması, büyük bir vicdansızlık.

Sünni de Şii de Vahabi de… hepsi tertemiz nur gibi Müslümanlar. Kitabı, Peygamberi, Kıblesi bir olan insanlar…

Bu şeytani telkinlerden Müslümanların bir an önce uyanıp sıyrılmalarının vakti çoktan geldi.

Ne var ki Mehdiyet dışında hiçbir gücün bu birliği sağlayamayacağını hem hadislerden hem de yıllardır süren çözümsüz gidişattan anlıyoruz. Ancak, çok yakında zuhur etmesini beklediğimiz Hz. Mehdi vesilesiyle Müslümanlar dünya çapında, tarihte görülmemiş çok büyük bir İslam birliği oluşturacaklar, Allah’ın izniyle. Deccaliyet sistemi de büyük bir hezimete uğrayarak yok olup gidecek, inşaAllah.

14- Türkiye dışına seyahatleriniz oluyor mu? Hacca gittiniz mi?

Bugüne kadar yurt dışına hiç çıkmadım. Neredeyse 40 yıldır İstanbul’dayım ve tebliğ faaliyetimi İstanbul’dan yürütüyorum. Bu 40 yıl içinde değil yurt dışına, İstanbul dışına çıktığım günler bile çok sayılıdır. Toplamda belki on günü geçmez.

Şu an hem İslam alemi hem de Türkiye olarak çok kritik bir dönemeçten geçiyoruz. Çok büyük olaylar, çok önemli gelişmeler kapıda görünüyor. Çok zorlu şartlarla karşılaşabiliriz. Yalnız biz değil tüm dünya olarak. Böyle bir ortamda en faydalı olduğum, fikirlerimi, görüşlerimi, önerilerimi geniş kitlelerle paylaşabileceğim, fikri mücadelemi en verimli biçimde sürdürebileceğim yerin şu an bulunduğum yer olduğunu düşünüyorum. İleride zamanı gelecektir belki ama bu kritik dönemde seyahate ayıracak vaktim yok.

Sık sık söylediğim gibi ben kendimi Hz. Mehdi’nin manevi bir talebesi olarak kabul ediyorum. Zuhur ettiğinde de kendisinin has bir talebesi olabilmek için dua ediyorum. Ahir zaman hadislerinde Hz. Mehdi’nin Rum diyarından ayrılmayacağı bildiriliyor. Rum diyarı yani o dönemdeki Bizans, bugünkü İstanbul ve Türkiye’nin bir bölümü demek. Yine bir başka hadiste Hz. Mehdi’nin Konstantiniye, yani İstanbul’dan çıkacağı haber veriliyor. Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi’nin çıkış alametlerinden bugün itibariyle kendisinin çıkmış ve faaliyetlerini burada sürdürdüğüne inanıyorum. Dolayısıyla benim onun hali hazırda bulunduğu yeri zorunlu kalmadıkça bir an bile terk etmem söz konusu olamaz.

Hac farizemi henüz yerine getirme fırsatım olmadı. Umuyorum ki Allah pek yakında bu güzel ibadeti de yerine getirme imkanını bana nasip eder.

15- Araplara ve Müslümanlara mesajınızı alabilir miyiz.

Araplar bizim nur gibi kardeşlerimiz. Mübarek, tertemiz güzel bir halk. Çok kutlu, müjdeli bir devrin arifesindeyiz. Halen dünya üzerinde, özellikle de Müslüman aleminde yaşanan acılar, facialar da bu kutlu dönemin adeta doğum sancıları gibi. Pek yakında bu felaketlerin baş sorumlusu olan Deccaliyet sisteminin sona erdiğini hep birlikte göreceğiz. Hemen ardından, tüm acıların, sıkıntıların kalkacağı, dünyanın barış, huzur, mutluluk, güven, refah ve zenginliğe kavuşacağı Mehdiyet çağına gireceğiz, inşaAllah.

Ahir zamanla ilgili, Peygamberimiz (sav)’in 1400 yıl önceden haber verdiği yüzlerce alametin çok büyük bölümü son 40 yılda birbiri ardına gerçekleşti. Halen de gerçekleşmeye devam ediyor. Tüm bu mucizevi gelişmeler bu kutlu dönemin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor.

Ancak hemen öncesinde, yok olma aşamasına gelmiş Deccaliyetin son çırpınışları ve gözü dönmüş atakları olacaktır. Bu nedenle, önümüzdeki birkaç yıl içinde son bir zorlu imtihan safhasından geçeceğimiz anlaşılıyor. Allah’ın her dönemdeki Müslümanlar üzerinde geçerli olan sünnetidir bu tür güzel imtihanlar. Hadisler, Kuran’ın işaretleri, Bediüzzaman Said Nursi gibi ünlü alimlerin haberleri ve bugün dünyanın mucizevi biçimde bu bilgilere paralel gidişatı bu önemli gerçeğe dikkat çekiyor. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

Tüm mümin kardeşlerimin bu dönemde sabır, tevekkül ve metanet içinde ümitvar bir tutum izlemelerini diliyorum. Yalnızca Allah’tan korkan, yalnızca O’na kulluk edip O’ndan yardım dileyen, yalnızca Allah’a dayanıp güvenen, tevekkül eden, sabreden samimi müminler bu sınavı alınlarının akıyla verip hiçbir zarar görmeden çıkacaktır. Allah’ın izniyle güzel günler pek yakındır inşaAllah.

Değerli kardeşlerimiz internette, harunyahya.com sitesinden ahir zaman hakkındaki kitaplarıma erişerek bunları ücretsiz indirebilir ve yukarıda bahsettiğim konularda çok kapsamlı bilgi sahibi olabilirler.

16- Mehdi’nin çıkışının yakın olduğundan bahsetmiş ve İstanbul’da olabileceğini söylemiştiniz. Bu konuda daha fazla bilgi verebilir misiniz. Mehdi çıktı mı yoksa henüz çıkmadı mı?

Kuran’a baktığımızda tarih boyunca tüm müminlerin liderleriyle birlikte olduğunu görüyoruz. Tarihin hiçbir döneminde müminler başsız olmamış. En küçük bir şirketten en geniş topluluklara kadar herkesin bir başı var. Katoliklerin Papası, Ortodoksların Patriği, masonların üstadı, karıncaların bile kraliçesi var ama 1,5 milyarlık İslam alemi başsız. Müslümanların bunu normal kabul etmemeleri gerekir. Bir lider etrafında kenetlenmek Allah’ın Kuran’da bildirdiği sünnetidir. İşte ahir zamanda bu sünneti yerine getirecek, İslam aleminin lideri olacak şahsa Mehdi diyoruz. İslam aleminin ancak Mehdi etrafında birleşeceğini bize söyleyen ise Resulullah. Şu anda hiç bir mezhep diğer mezhepten birini hiç bir cemaat diğer cemaatten birini lider olarak istemiyor. Herkesin ittifakla kabul edebileceği tek kişi hadislerde bildirilen Hz Mehdi’dir.

Mehdi’nin vasıflarının neler olduğu, faaliyetlerinin neler olacağı, nerede çıkacağını da Peygamberimiz bize anlatmış. Çıkacağı tarihten o dönemde yaşanacak olaylara fiziki görünümünden ahlakına kadar öyle müthiş bir detayla Mehdi’yi anlatmış ki Peygamberimiz. Hadislere “Mehdi nerede olacak, nerede faaliyet yapacak” diye baktığımızda ise tek bir cevap görüyoruz: İstanbul. Bir çok hadiste Mehdi’nin Kutsal emanetlerin bulunduğu şehirden çıkacağı bildiriliyor. Nedir bu kutsal emanetler? Peygamberimizin sancağı, hırkası gibi Resulullah döneminden kalan mübarek eşyalar. Peki şu anda bu kutsal emanetler nerede: İstanbul’da. Ayrıca Peygamberimiz, İstanbul’un ismini de net olarak söylüyor Mehdi’nin faaliyet yeri olarak:

Hz. İbni Amrdan rivayet edilmiştir: Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz (altıncısı) MEDİNENİN (ŞEHRİN)FETHİ. -DENİLDİ Kİ: HANGİ MEDİNE? (HANGİ ŞEHİR?) -BUYURDU Kİ: KONSTANTİNİYYE(Medineli Allâme Muhammed b. Resul el-Hüseynî el-Berzencî, Kıyamet Alametleri, 204 Ramuz-el Ehadis, 296)

Hadislerde yer alan bilgilerden, büyük İslam alimlerinin anlatımlarından ve dünyanın içinde bulunduğu sosyolojik, siyasi ve ekonomik durumdan gördüğüm Mehdi’nin şu anda faaliyette olduğu. Dikkatlice olayları inceleyen herkes, Mehdiyetin gürül gürül görev başında olduğunu, Deccaliyet ile Mehdiyet arasında tarihi bir ilmi mücadele yaşandığını görür. 3-5 yıl içinde kardeşlerimiz neyi kast ettiğimi çok daha net anlayacaklardır.

hespress adnan_oktar_interview_morocco

17- Eğer böyleyse beklenen Mehdi’nin  çıkışı hakkındaki delilleriniz nelerdir?

Peygamberimiz 600’den fazla hadisle bize adeta bir Mehdiyet çizelgesi anlatmış. Önce şu olaylar olacak, sonra ardı ardına şunlar gerçekleşecek, o sırada şu şu olayları göreceksiniz diye. Tüm bunları gördüğünüzde anlayın ki Mehdi zuhur etmiştir diyen Peygamberimiz.

Ahir zamandaki bu olayların ana özelliği tespih tanesinin boncukları gibi ardı ardına meydana gelmeleri. Ki bu çok önemli bir ayrıntıdır. Çünkü bu olayların bir kaç tanesi başka zamanlarda bir şekilde meydana gelmiş olabilirler, ancak önemli olan ilk defa içinde bulunduğumuz Ahir zamanda tümünün arka arkaya, bir dizi halinde vukuu bulmalarıdır. Şimdi hadislerde bildirilen ve Hicri 1400 (yani miladi 1979)’dan bu yana gerçekleşen olaylardan bazılarına bakalım:

  1. Fırat’ın suyunun kesilmesi
  2. Afganistan’ın işgali
  3. Kabe baskını ve Kabe’de kan akıtılması
  4. İran-Irak savaşı
  5. Ramazan ayında arka arkaya gerçekleşen ay ve güneş tutulmaları
  6. Halley kuyruklu yıldızının doğması
  7. Azerbaycan’ın işgali
  8. Boynuzu andıran iki uçlu yıldızın çıkışı (Lulin kuyruklu yıldızı)
  9. Bethlehem yıldızının geçişi
  10. Suriye iç savaşı
  11. Irak’ın işgali
  12. Bağdat’ın alevlerle yanması
  13. Şam’da fitneler
  14. Şam’da Haresta bölgesinde yaşanan olaylar
  15. Şam, Irak, Arabistan’da kargaşa yaşanması
  16. Irak ve Şam’a ambargo uygulanması
  17. Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi
  18. Anarşi ve terörün her yeri kaplaması
  19. Büyük ekonomik krizler yaşanması
  20. Sahte mehdi ve mesihlerin çıkması
  21. Yeryüzünden barış kalkması
  22. Savaşlarla büyük şehirlerin yok olması
  23. Kufe’de çatışmalar olması, Kufe Mescidi’nin kubbesinin ve duvarının yıkılması
  24. Mısır’da fitne ve kargaşalar yaşanması
  25. Katliamların artması
  26. İç savaşlar ve ihtilafların artması
  27. Kardeşin kardeşle savaşması
  28. Masum çocukların öldürülmesi
  29. İnsanların sebepsiz yere öldürülmesi

gibi 600’den fazla olay gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor. Bu durumda makul ve akılcı değerlendirme yapan birinin varacağı sonuç açıktır: Mehdi şu an hayattadır ve faaliyettedir. Düşünün bundan 1400 yıl önce Peygamberimiz bugün yaşanacak olayları gözüyle görmüş gibi anlatmış ve ne anlattıysa aynen oluyor. Bu, Müslümanların müthiş heyecan duyacakları, Peygamberimizin mucizesine şahit oldukları için çok sevinmeleri gereken bir konu. Nostradamus’un söylediği bir söz işari anlamda gerçekleştiğinde yer yerinden oynuyor. Peygamberimizin 600’den fazla anlattığı olay gerçekleşiyor ve Müslümanların bir kısmı bunun anlatılmasına dahi tahammül edemiyor. Asıl garip ve şaşırtıcı olan bazı Müslümanların bu tutumudur. Peygamberimizin dediklerinin çıkıyor olması saklanacak bir konu değildir.

18- Bir önceki röportajda pek çok konu hakkında Kuran’dan delil vermiş, Kuran ile konuştuğunuzu, Peygamberimize (sav) atfedilen hadislere inanmadığınızı belirtmiştiniz. Fakat bakıyorum ki Mehdi hakkında getirdiğiniz tüm deliller hadislerden ve bunlar pek çok bu konudaki alimin şüphe duyduğu hadisler. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Ben hadisleri inkar eden bir insan değilim. Sanırım bu konuda bir bilgilendirme yanlışlığı olmuş. Kuran, Allah’ın sözüdür ve Allah’ın sözü eksiksizdir, Kuran yeterlidir. Hadisler tamamen geçersizdir diye bir konu yoktur. Bir hadisin geçerli veya doğru olup olmadığını anlamanın iki yolu vardır. Birincisi hadisin Kuran’a uygun olup olmadığına bakarız. Peygamberimiz Kuran’a uygun olmayan bir söz söylemez. Peygamberimiz Kuran dışında bir hükmü dine eklemez. Örneğin kadınların yarım varlıklar olduğunu söyleyen bir hadis varsa bu Kuran’a uygun değildir ve Peygamberimize iftiradır. Ya da Peygamberimiz dönemin koşulları içinde geçici bir süre için ipek ve altını çeşitli sebeplerle ümmetine yasaklamış olabilir. Bu, ipek ve altının haram kılındığı anlamına gelmez. Kuran’da haram kılınmamış bir şeyi Peygamberimiz haram kılmaz. Hadislerin doğruluğunu anlamanın bir yolu da o hadiste anlatılan bilginin gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Peygamberimizin söylediği bir olay birebir gerçekleşiyorsa, mesela “Suriye’de çatışmalar olacak” diyor ve bu çatışmalar yaşanıyorsa o zaman o hadisin doğru olduğunu anlarız. Peygamberimizin ahir zamanı ve Mehdi’yi anlatan hadisleri de gerçekleşerek doğruluğu ispat edilmiş hadisleridir.

19- Eğer Kuran’da Mehdi’nin çıkacağına dair delil varsa bunu bizi açıklayabilir misiniz?

Kuran ve Mehdiyet içiçedir. Allah Kuran’ın sayısız ayetinde Mehdiyeti bizlere anlatmıştır. “Kuran’da Mehdiyet yoktur,” “İslam’da kurtarıcı yoktur” iddialarında bulunanlara en hikmetli ve güzel yanıtı Rabbimiz vermiştir. Allah, Nisa Suresi’nin 75. ayetinde zorluk dönemlerinde müminlerin Allah’tan bir kurtarıcı yani Mehdi istediğini anlatarak, Mehdi beklemeyi ve istemeyi Müslümanlara hak bir yol olarak göstermiştir:

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden (kurtarıcı) yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Arapça “hdy” kökünden gelen Mehdi kelimesi yol gösterilmiş olan, doğru yolu izleyen anlamlarını taşır ve isim olarak kıyametten önce gelecek olan manevi önder anlamında kullanılır. Kuran’da ise Mehdiyetle eş anlamlı olarak “hadi” (hidayete sevk eden), “muhtedun” (doğru yol üzerinde olan) sözcükleri sık sık kullanılır. Örneğin Yasin Suresi’nin 21. Ayetinde: “(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tabi olun. Ve onlar, mehdilerdir.” diye buyrulur. Bu ayet açık ve net Mehdiyeti anlatan bir ayettir. Bunun gibi bir çok ayet vardır. Ayrıca Kuran’da Müslümanların birlik olması gerektiğini bildiren, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını müjdeleyen her ayet aslında Mehdiyeti anlatır. Müslümanlar birlik olduğunda ve İslam dünyaya hakim olduğunda lider olacak kişi Mehdi’dir. Yine hadislerde haber verildiği üzere Hz. Süleyman kıssası, Hz. Yusuf’un hayatı, Kehf ehlinin yaşadıkları ve Zülkarneyn’in mücadelesi de Mehdiyetle ilgili çok mühim işari anlamlar taşır.

20- Mehdi olduğunuzu söylediğiniz doğru mu? Neden?

Hayır. Benim asla Mehdilik iddiam olmadı, asla olmayacak. Mehdilik iddiasında hiç bir zaman  bulunmayacağıma dair defalarca Allah adına yemin ettim. Ben samimi bir Müslümanım. Allah’ı çok seviyorum. İnsanların da Allah’ı sevmesini, barış, güzellik, kardeşlik içinde yaşamasını istiyorum. Hayattan, güzel insanlardan, güzelliklerden, sanattan ve estetikten zevk alıyorum. Hocalık, alimlik ve mehdilik iddiam yok.

Peygamberimizin hadislerinde bildirdiği alametlerin tümü bir kişiye uyuyor olsa dahi, o kişinin kendisi için Mehdilik iddiasında bulunması mümkün değildir. Bu dinimize göre haramdır. Böyle bir insan dinden çıkar. Çünkü “ben Mehdiyim” demek, “ben masum bir insanım, benim imtihan olmama gerek yok, ben zaten cennetliğim” anlamlarına gelir. Bir Müslüman böyle bir ifadeyi hayatının sonuna kadar asla kullanamaz.

Ayrıca Mehdilik bir iddia makamı değildir. Evet doğru, benim hadislerde bildirilen Mehdi (as) ile birçok fiziksel özelliğim birebir uyuyor. Ama bir kişinin hadislerde belirtildiği şekilde yeşil ve hafif çekik gözlü olması, burnunun küçük olması, kaşının kavisli olması, bedenen geniş olması, başının büyük olması, dişlerinin güzel olması, yanağında açık renk ben olması, iki kaşının arasındaki kaş çatma çizgisinin tek olması ve daha bunlar gibi onlarca alametin daha benziyor olması Mehdilik için esas konu değildir. Biz Mehdi’yi ancak, İslam dünyaya hakim olduğunda, İslam Birliği oluştuğunda, Hz. İsa gelip o şahsın ardında namaz kıldığında “Allahualem bu zat Mehdi’dir” diyerek tanıyabiliriz.

21- Pek çok insan Mehdi düşüncesinin batıl bir inanç olduğuna ve çaresiz insanların hiç çaba harcamadan bir gün Mehdi geleceği umuduyla avunduğuna inanıyor. Bu kişilerin haklı olduğunu düşünü yor musunuz?

Bu genelde Mehdiyeti örtbas etmek isteyenlerin öne sürdüğü çok mantıksız ve akıl dışı bir söylem. Mehdi’yi beklemek riskli ya da yanlış bir şey olsa Peygamberimiz (sav) müjdeler miydi? Bütün ahir zamanı Mehdiyete göre Allah planlamış, ardı ardına gerçekleşen olaylarda bunu görebiliyoruz. Hz. Mehdi (as) için Peygamberimiz (sav) yüzlerce hadis söylemiş. Ulu-l azim peygamber olan Hz. İsa Mesih’i gökten indiriyor onun yanına, yardımcı olması için. Mehdiyet ahir zamanın en hayati konusudur. Mehdi beklemeyenlerin son derece şevksiz ve miskin bir halleri olduğunu görüyoruz. Mehdi’yi bekleyenler ise son derece canlı, şevkli ve çalışkandırlar. Asıl ataleti, Mehdiyi beklememek, ona karşı gelmek getirir.

Mehdi’yi bekleyen kişi, onu desteklemek, ona talebe olmak için müthiş bir gayret içine girer, bütün gücünü kullanır. Çok şevkli olur. Peygamberimiz “Hz. Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13) diye Mehdi’nin geleceği müjdesini veriyor insanlara. Abdülkadir Geylani, İmam Rabbani gibi İslam alimleri şevkle Mehdi’yi beklediler ve gelişini müjdelediler. Kim bu büyük zatların atalet içinde olduğunu iddia edebilir? Kim bu zatların Müslümanları tembelliğe ittiğini iddia edebilir? Tam tersine Mehdi’yi bekleyen ve müjdeleyen tüm alimlerin müthiş bir hizmeti olmuştur. Mehdi beklentisi müminlerin inkişafına vesile olmuştur. Ben de arkadaşlarım da Mehdi’yi bekliyoruz, ona talebe olmak istiyoruz, o nedenle var gücümüzle ilmen mücadele ediyoruz. Bunun güzel bir sonucu olarak Allah’ın yarattığı dünya çapındaki başarımızı da görüyorsunuz.

22- Sizinle yaptığımız bir önceki röportajda İngiliz Şiiliği üzerinde durmuş, Türk halkına karşı bir düzen kurduklarını belirtmiştiniz. En önemli Şii devlet İran iken neden sadece İngiltere’daki Şiiler üzerinde duruyorsunuz?

Burada sanırım bir yanlış anlaşılma olmuş. Benim eleştirim İngiltere’de yaşayan Şiiler konusunda değil. Şiiler tertemiz insanlardır, nur gibidir. Peygamberimize ve ehli beyte sadakatleri mükemmeldir. Benim eleştirim “İngiliz Şiiliği” denilen zihniyete, bir felsefeye yönelik. Bu zihniyet, İngiliz derin devlet tarafından ortaya atılmış, Şii ve Sünniler arasında çatışma oluşturmayı amaçlayan sinsi bir hareket. Nitekim İran da İngiliz Şiiliğinden rahatsız. Hamaney bir çok konuşmasında, merkezi Londra’da bulunan bazı Şii kanalları konusunda halkı uyarmıştı. Hamaney bu kanallardan, “Sünni-Şii çatışmasına daha fazla benzin taşıyan bir grup paralı asker” şeklinde bahsetmişti.

İngiliz Şiiliği ve İngiliz Sünniliği kavramı, İngiliz derin devleti tarafından Müslümanları parçalamak adına geliştirilmiş ideolojilerdir. Amaç, Sünni Müslümanlarla Şii Müslümanlar arasında nifak çıkarmak ve Ortadoğu’yu mezhep savaşları adı altında kana bulayarak parçalamak. Mezhep kavgası, İngiliz derin devletinin İslam camiasını çöküşe uğratmak için kurguladığı en sinsi planlardan biridir.

Bu planın bozulması Müslümanların elindedir. İngiliz Şiiliği ve İngiliz Sünniliği kavramları altında geliştirilen ve İslam ile ilgisi olmayan düşmanlık oyunlarına geçit verilmemelidir. Bu oyunun bozulması Şiilerle Sünnilerin ittifakına dayanmaktadır. Özellikle Şii kardeşlerimizle Sünni kardeşlerimizin bir araya gelmesi, Şii ve Sünni ülkelerin ittifakı ve yeni dostluk anlaşmaları yapmaları, Müslümanların sorunlarının çözümünde birlikte hareket etmeleri, İngiliz derin devletine büyük bir darbe olacaktır. Bu ittifakların güçlü bir şekilde ve gözler önünde yapılması önemlidir.

23- Neden Amerika veya başka bir ülke üzerinde değil de sadece İngiltere üzerinde duruyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade etmem gerekir, konu İngiltere veya İngiliz halkı değildir. İngiliz devleti de değildir, İngiliz derin devletidir. İngiliz derin devleti İngiliz devletinin kendisi değildir, İngiliz devleti içinde yapılanmış ve yüzyıllardır varlığını sürdüren ve dünyadaki kargaşanın, savaşların, acıların sebebi olan gizli bir yapılanmadır. İngiliz devleti de İngiliz halkı da bu karanlık yapının mağdurudur. ABD veya gündeme getireceğiniz herhangi bir devlet de. İngiliz derin devletinin yönlendirmesi, baskısı ve manipülasyonları olmadan hiçbir yerde kargaşa, çatışma, zulüm ve haksızlık olmaz. Siz haberlere baktığınızda X bir ülkenin ismini görürsünüz ama biraz inceleseniz, araştırsanız o olayın arkasında İngiliz derin devletinin organizasyonu olduğu görülür. İngiliz derin devleti genelde kendisini çok iyi gizlediği için insanların gözünden bugüne kadar kaçmayı başarabilmiştir. Ancak bizim binlerce belge ile olayların gerçek yüzünü ve bu yapılanmayı deşifre etmemizin ardından dünya genelinde bir bilinçlenme başladı. Dolayısıyla hem İngiltere’nin kendi halkının hem de diğer ülke halklarını rahatsız eden bu sinsi yapılanmanın oyunları sürekli deşifre edilmelidir. Sinsi planlar kuran yeraltı yapılanmalarının etkisi bu şekilde kolaylıkla ortadan kalkabilecek ve devletler ve halklar arasındaki anlaşmazlıklar son bulabilecek, sevgiyi inşa etmek daha kolaylaşacaktır.

https://www.hespress.com/interviews/384352.html

https://www.hespress.com/interviews/385682.html

https://www.hespress.com/interviews/381439.html

http://harunyahya.org/